İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİNİN KAVRAM VE KURALLARININ GELİŞİMİ

DÜNYADA İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ KONUSUNUN TARİHÇESİ

Hastalığın daha evrensel olması ve iş kazalarını yapılan işin gereği olarak kabul edip hafife alınması nedenleriyle hastalıklara duyulan ilginin geçmişi daha eskidir.

Meslek hastalıklarına olan ilgi, antik Yunan‘dan başlar. Hipokrat (MÖ 460-370) madenlerdeki kurşun zehirlenmesi üzerinde durmuş ve Romalı Pliny (MS 23-77) kurşun ve kükürdün zehirli etkilerini ele alarak, ilk kişisel korunma aracı olan deri maskeleri yapmıştır. MS 2. yüzyılda, Yunanlı doktor Galen kurşun zehirlenmelerinin patolojisini ve bakır ocaklarındaki asit buharlarının zararlarını incelemiştir. Orta çağda bilimle birlikte bu tür çalışmalar da durmuş, Rönesans (MS 1500–1800) meslek hastalıkları ile ilgili çalışmaların devam ettiği bir dönem olmuştur.

Konuya ilişkin yasal düzenlemelerin dönüm noktası, Percival Pott‘un baca temizleyicilerinin kanser hastalığına yakalanmaları üzerine yapmış olduğu çalışmalar sonucu İngiliz Parlamentosu‘nun 1788‘de Baca Temizleyicileri Yasası ve 1833 yılında İngiliz Fabrikaları Yasasının çıkarılmasıdır.

İş sağlığı ve güvenliğinin ciddi biçimde ele alınması ve yasal düzenlemelere gidilmesi, 19. yüzyıldan sonradır. 1802‘ de çıkartılan Çıraklık Sağlık ve Ahlak Yasası ile çırakların horlanmasına ve emeklerinin kötüye kullanılmasına engel olunmaya çalışılmıştır. 1824‘ e kadar yasak olan sendikal etkinlikler yasallaşmış ve kölelik kaldırılmıştır.

On dokuzuncu yüzyıldan itibaren sanayi devriminin yarattığı olumsuz çalışma koşullarının düzeltilmesinin sağlanması amacıyla, işçi sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili yasaların hazırlanması ve yaptırımlar uygulanması konusunda çeşitli etkinliklerde bulunmuşlardır. Sosyal güvenlik ilkeleri on dokuzuncu yüzyılda yaygınlaşmış, çeşitli sigorta kurumları kurulmuş ve iş kazaları ile meslek hastalıkları sigortası uygulanmaya başlanmıştır. Dünyadaki meslek hastalıkları ve iş kazalarının önlenmesine yönelik çalışmalarda sendikaların katkıları yanında, 1919 yılında faaliyetine başlayan Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) “Milletler Cemiyeti”ne bağlı olarak bu konuda önemli çalışmalar yapmış ve 1946 yılında ise Birleşmiş Milletler ile imzaladığı anlaşma sonucu bir uzmanlık kuruluşu durumuna gelmiştir.

İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİNİN ÜLKEMİZDEKİ GELİŞİMİ

Konunun ülkemizdeki gelişimini ise Osmanlı ve Cumhuriyet dönemleri olmak üzere iki ayrı dönem itibarı ile incelemeliyiz. Sanayileşmenin henüz oluşmadığı ve fabrika denilecek büyüklükte işyeri sayısının çok az olması bu konudaki çalışmaların gecikmesine neden olmuştur. Osmanlı döneminde konuya ilişkin önemli gelişmelerin olduğundan söz edemeyiz. Bu döneme ilişkin önemli yasaların 1865 yılında Ereğli kömür havzalarında çalışan işçilere yönelik olarak çıkarılan Dilaver Paşa Nizamnamesi ve yine aynı işkoluna yönelik olarak 1869 yılında çıkarılan Maadin Nizamnamesidir.

Cumhuriyet dönemine bakıldığında, 1921 yılında 151 sayılı ― Ereğli Havza-i Fahmiye Maden Amelesinin Hukukuna müteallik Kanun‖ kömür işçilerinin çalışma şartları, iş güvenliği ve işçi sağlığı ile ilgili ilk yasadır.

1924 yılında 394 sayılı yasa çalışanlara hafta tatilini getirmiştir. Daha sonra ise 1935 yılında milli bayram ve genel tatil günleri hakkındaki yasa da yürürlüğe girmiştir.

1926 yılında 818 sayılı Borçlar yasası, iş kazası meslek hastalıkları ile ilgili hukuki hükümler getirmiştir.

1930 yılında çıkarılan Belediyeler Yasası ise denetim konusunda hükümler içermektedir. 1930 yılında çıkarılan 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu ve 1937 yılında çıkarılan 3008 sayılı İş Yasası bu konuda çıkarılan önemli yasalardır. Bu yasalara dayalı çok sayıda tüzük ile detaylar ve uygulamalar belirlenmiştir.

1946 yılında Çalışma Bakanlığını kurulması İş güvenliği ve İş sağlığı konusunda en önemli aşama olarak görülmektedir. 1945 yılında 4792 sayılı İşçi Sigortaları Kurumu Yasası da önemli bir aşamadır.

3008 sayılı İş Yasası, 1967 yılında 931 sayılı yasayla yürürlükten kaldırılmış, bunun yerine ise 1971 tarihinde 1475 sayılı İş Yasası gelmiştir. Bu yasa uzun bir süre yürürlükte kalmış ve bu yasaya dayanarak birçok tüzük ve yönetmelikte çıkarılmıştır. Son olarak 2003 tarihinde 4857 sayılı İŞ Yasası yürürlüğe girmiştir. 1964 yılında yürürlüğe giren 506 sayılı Sosyal Sigortalar Yasası işçilere çeşitli risklere karşı güvenceler getirmiştir. Bu yasa 2003 yılında çıkarılan 4958 sayılı yasayla değiştirilmiştir. Son olarak da 16.06.2006 tarihli 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasası kabul edilmiştir.

4857 sayılı İş Yasasıyla birlikte ülkemizde iş sağlığı ve güvenliği mevzuatımız da değişmiş, bu yasayla birlikte 50 yönetmelik ve 5 tebliğ yayımlanmıştır. Şimdiye değin bazı yönetmelik ve tebliğler aşağıdaki şekilde değişikliklere uğramıştır. Son olarak 30 haziran 2012 tarihinde 6331 sayılı İSG Kanununun yürürlüğe girmesiyle beraber 4857 sayılı kanun iş kanunu olarak ayrılmış, İSG ile ilgili konular 6331 e aktarılmıştır. Yasanın çıkarılmasının akabinde yine bakanlık tarafından, uygulamaya yönelik yönetmelikler, uygulama kılavuzları ve rehberler yayınlanmaya başlanmış ve halen devam etmektedir.

Bunun üzerine işyeri hekimliği ve iş güvenliği uzmanlarının eğitim, sınav, belgelendirme ve görevlendirmeleri, ortak sağlık ve güvenlik birimleri ve eğitim kurumlarının yetkilendirilmesi ile ilgili İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğünce yürütülmekte olan iş ve işlemler; yeniden düzenlenerek yasadan sonra çıkarılan ilgili yönetmeliklerde açıklanmıştır.

SAĞLIKLI ÇALIŞMA HAKKININ KURUMSAL EVRİMİ

Bir kurumsal altyapı etkinlikleriyle sağlıklı çalışma hakkının kullanılmasını ve gelişmesini destekler veya engeller. Bu hakkın kullanılabilmesi için gelişmiş bir altyapı gereklidir; ama gelişmiş bir altyapının bulunması, bu hakkın kullanılabilmesi için her zaman yeterli değildir. Çevresel sistemlerin (siyasi, ekonomik, toplumsal ve kültürel) desteklemediği bir altyapının amacına ulaşması güçtür. Altyapıyı oluşturan kurumlar, sağlıklı çalışma hakkının gelişim aşamalarıyla uyumlu bir bütünlük içinde; kendileri ile, altyapıyı ve çevresel sistemleri oluşturan diğer kurumlarla ve üretim alanının yeni ve farklı sorunlarıyla etkileşerek gelişmiş ve aralarında eklemlenerek, “iş sağlığı sistemini” oluşturmuştur.

1. İş Hukuku

İlk hukuki girişimler çocuk ve kadın çalışanların korunmasını ve sık karşılaşılan ve ölümcül hastalıklara yol açan risk etmenlerinin olası etkilerinin sınırlanmasını amaçlamıştır. Gelişim aşamaları, iş hukukunun iş sağlığı alanını aşamalı ve sistemli bir biçimde kapsadığını gösterir:

1. İş sağlığı risklerini saptamak ve değerlendirmek ve bu risklerden korunmak için yapılması gereken bilimsel-teknik girişimleri, uyulması gereken yasal düzenlemelere dönüştürmüştür;

2. Yasal düzenlemelere uyulmasını sağlayacak kurumsal altyapıyı ve kurallara uyulmadığında uygulanacak yaptırımları belirlemiştir.

3. Sağlığın korunması ve geliştirilmesi için devlete, çalıştıranlara ve çalışanlara yüklenen görev, yetki ve sorumlulukları tanımlamıştır;

4. Sağlığın korunması ve geliştirilmesi için hizmet üretecek kurumsal altyapıyı tanımlamış ve ilgili kurumların görev, yetki ve sorumluluklarını belirlemiştir.

5. Kurumların çalışma yöntemini tanımlamıştır (güvenlik analizi, sağlık güvenlik yönetimi).

6. İş sağlığı ve güvenliğinin etkinlik alanını ve kapsamını genişletmiştir ( sağlık-güvenlik-çevre, üretici-tüketici-toplum)

Günümüzde, iş hukuku, sağlık ve güvenliği; korunması, geliştirilmesi ve desteklenmesi gereken bir hak ve ortak sorumluluk olarak görmekte; bu amaçla yalnızca çalışma yaşamını değil; yaşamın bütün alanlarını düzenlemeye çalışan bütünsel bir yaklaşım temelinde gelişmektedir. Bu gelişme, pek çok ülkede ortak değerleri savunan bağımsız bir iş sağlığı hukukunun gelişmesini; sağlıklı çalışma hakkının, sağlıklı yaşama hakkıyla bütünleşerek, anayasal hakka ve ulusal sınırları aşarak uluslararası normlara dönüşmesini desteklemiştir.

2. İş Denetimi

İş denetimi yasal düzenlemelere uyulmasını sağlamak amacıyla başlatılmıştır. Görev alanı yasal düzenlemelerle, sırasıyla çalışma ortamını, koşullarını, ilişkilerini, istihdamı ve mesleki eğitimi kapsayacak biçimde genişletilmiştir. Bugün, iş denetiminin etkili olduğu ülkelerde, denetimin görev alanı çalışma ortamı ve koşullarıyla ve giderek, bu alanların sağlığı ve güvenliği ilgilendiren konularıyla sınırlanmıştır.

Başlangıçta, denetimin temel girişim yöntemleri yasal düzenlemelere uyulması için uyarmak ve uymayanlara yaptırım uygulamaktır. Bu yöntemlerle sonuç alınamadığı için, sorun saptamak, öneri yapmak, eğitmek, danışmanlık yapmak, politika ve eylem planı hazırlanmasına katkı yapmak ve bu amaçla katılımı sağlamak, ikna etmek gibi, sonuç almaya öncelik veren yöntemlere geçilmiştir.

Hizmet örgütlenmesinde, aynı örgütün ve her denetçinin görev alanının tümünü denetleyebildiği “genel denetimci” yöntemden, değişen ve farklılaşan sorunları çözmekte yetersiz kaldığı için uzaklaşılırken; örgütün uzmanlık dallarına ayrıldığı, uzman denetçilerin alanın uzmanlıklarıyla ilgili bölümünü denetledikleri, uzmanlaşmış denetime geçilmiştir. Sağlığa bütünsel yaklaşmadığı için etkisiz kalan bu yöntem de giderek terk edilmiş; aynı denetim örgütünde çalışan, alanın özelliklerine göre seçilen farklı uzmanların oluşturduğu denetim ekibinin alanın tümünü denetlediği “ekip denetimi” öncelik kazanmaya başlamıştır.

Hizmetin yürütümünde denetçinin denetimi diğer denetçilerle, ilgili kişi ve kuruluşlarla asgari ilişki temelinde ve tek başına yürüttüğü bir ilişkiler ağından uzaklaşılmış; denetçinin denetimi diğer denetçilerin de katıldığı bir ekip ile ve ilgili kişi ve kuruluşlarla sıkı işbirliği yaparak yürüttüğü demokratik katılımı öngören bir ilişkiler ağına ulaşılmıştır.

Günümüzde, bilimsel teknik birikimini, alan deneyimini, yasa hazırlama ve uygulatma gücünü çağdaş denetim anlayışı ile bütünleştirebilen bir denetim örgütünün, iş sağlığı hizmetlerinin amacına ulaşmasında başat görev ve sorumluluk üstleneceği öngörülmektedir.

3. İş Güvenliği Hizmetleri

Sanayi devriminin ilk aşamasında iş güvenliği sorunları makineleşmenin doğal sonucu gibi algılanmış; çalışanların riskli olduğunu bilerek çalıştıkları, iş kazalarına de çalışanın riskli davranışın yol açtığı varsayılmış ve bu nedenle çalıştıranlara sorumluluk yüklenemeyeceği savunulmuş ve bu amaçla yasa bile çıkarılmıştır. İşyerlerinde yaşanan kırım toplusal ve siyasal tepkilerin artmasına yol açınca önlem alınmasını sağlamayı amaçlayan ve iş güvenliği hukukunun öncülleri olan ilk yasal düzenlemeler yapılmış, bu düzenlemelere uyulmadığı görülünce, Tazminat Yasaları hazırlanmıştır. İşçilerin kaza nedeniyle uğradığı parasal kaybın işverenler tarafından karşılanmasını hükme bağlayan bu yasaların uygulanması büyük parasal kayıplara yol açınca, bu kayıpları önlemek amacıyla iş güvenliği hizmetleri örgütlenmeye başlamıştır. Üretim verimliliğinin ve sürekliliğinin iş güvenliği ile ilişkisinin anlaşılmasıyla, riskli işkollarında ve işyerlerinde iş güvenliği programları hazırlanmış; kazaların ekonomik ve toplumsal bedeli hesaplanmış, korumanın ödemekten daha ucuz olduğu kanıtlanmıştır.

Bilimsel-teknolojik gelişmeler güvenlik risklerinden tam korunmayı sağlayacak yöntemlerin üretime katılmasına olanak sağlamıştır. Bu yöntemler kullanıldığında, eğitilen ve kurallara uyması sağlanan bir çalışanın kaza yapma olasılığının sıfırlanabileceği görülmüştür. Ergonominin, iş sosyolojisinin ve psikolojisinin gelişmesiyle, iş güvenliği sorunları ve nedenleri arasındaki karmaşık ilişkiler çözümlenmiş; iş güvenliğinin farklı bilim dallarının ortak ilgi alanı olduğu; iş güvenliği hizmetlerinin de bir ekip hizmeti olduğu ve iş sağlığı hizmetleri ile eşgüdümlü bir biçimde yürütülmesi gerektiği, anlaşılmıştır.

4. İşçi Sendikaları

Siyasi liberalizmin ürünü olan dayanışma yasağının 1824 yılında kaldırılması ve ilk sendikaların kurulması ile birlikte, çalışma ilişkilerinde bireysel sözleşme düzeninden, toplu pazarlık-toplu sözleşme düzenine geçilmiş; çalışanların sorun çözme gücü ve yeteneği artmıştır. Çalışma sürelerini azaltmak, kaza ve hastalık tazminatı ödenmesini ve tazminatların artırılmasını sağlamak, çalıştıranların yükümlülüklerine uymalarını sağlamak ilk sendikal girişimlerdir ve iş sağlığına ilk toplumsal yaklaşım örnekleridir. Bu aşamada, sendikalar sorunlarına kalıcı çözüm getirecek yasal düzenlemeleri hazırlayıp, uygulatması için devleti zorlamış; kendi iş denetim örgütlerini ve iş sağlığı birimlerini kurarak ve işletmelerde işçi sağlığı ve iş güvenliği kurullarına katılarak bu çabalarını kurumsallaştırmıştır. Böylece, çalışanlar; sendikaları sayesinde sorunlarının çözümüne, politika hazırlanması, yürütülmesi, denetlenmesi aşamalarında ve işletmeden başlayarak her ölçekte katılmaya başlamışlardır.

5. İş Hekimliği ve İşyeri Hekimliği Hizmetleri

İş hekimliğinin geçmişi 16.yüzyıla kadar uzanır; ama, kurumsal uygulamaların ilk örneklerine 19.yüzyılın başında rastlanır. Bazı ülkelerde onaylanan Tazminat Yasası ile, asgari çalışma yaşından büyük olduğu hekim raporuyla onaylanmayan çocukların çalıştırılmaları yasaklanmış ve yaş belirleme görevi sonraki düzenlemelerle, iş denetiminin yetkilendirdiği hekimlere verilmiştir. Bu hekimler daha sonra, çocukların bedence çalışmaya uygun olup olmadıklarını belirlemekle ve iş kazası incelemelerine katılmakla da görevlendirilmiştir.

Meslek ile hastalık arasındaki ilişki 16.yüzyılda gözlenmiştir. İlk bilimsel ilişki ise, ancak, 19. yüzyılın ikinci yarısında; meslek hastalıklarının kırım nedeni sayılacak ölçüde arttığı sanayi devriminde kurulmuştur. İşyeri hekimliği uygulamalarının ilk örneklerine de bu dönemde rastlanır.19.yüzyılın sonunda; belirli işlerde ve zararlı maddeler ile çalışanların, işe girerken ve düzenli aralıklarla yetkili hekim tarafından denetlenmesi zorunlu tutulmuş; bu hekime meslek hastalıklarını incelemek ve bildirmek ve sağlığı etkilenen çalışanı, etkilendiği ortamdan uzaklaştırmak görevleri de yüklenmiştir. Büyük işletmeler, Tazminat Yasası’nın yaptırımlarından korunmak için işyeri hekimi çalıştırmaya başlamışlardır.

20.yüzyılın ilk yıllarında, devlet işyerlerine çalışanları işe girişte ve düzenli aralıklarla sağlık denetiminden geçirmek ve meslek hastalıklarını incelemek ve bildirmek ile görevi işyeri hekimleri atamıştır. Bu, devletin işyeri hekimliği hizmetlerindeki ilk girişimidir.

Birinci Dünya Savaşı sırasında, ağır çalışma koşulları ile artan işgücü gereksinimi arasındaki çelişki, iş hekimliğinde sağlanan hızlı gelişme ile çözülmüştür. Bu dönemde işyeri hemşireliği ve ilk yardım hizmeti kavramlarının işyeri hekimliği kavramı ile bütünleşmesi, işyeri sağlık birimi ve işyeri sağlık hizmetleri kavramlarının yapıtaşlarını oluşturmuştur. Bu hizmetlerin önemini kavrayan, sağlık ve güvenliğin asgari koşullarını öngören düzenlemeleri ve devletin sunduğu hizmetleri yetersiz bulan büyük işletmeler; bu kez yalnızca Tazminat Yasası’nın yaptırımlarından kurtulmak için değil, gerçekten çalışanların sağlığını korumak için, kendi hizmetlerini üretmeye başlamışlardır. Bu girişim ilgili bilim dallarındaki gelişmelerin yetersiz olması ve bu konuda eğitilmiş hekim ve hemşire bulunmaması nedeniyle amacına ulaşamasa da; işyeri sağlık hizmetlerinin niteliğini değiştirmiş; çalıştıranlar ilk kez sağlığı koruma sorumluluğunu doğrudan ve gönüllü olarak üstlenmişlerdir.

İkinci Dünya Savaşından sonra değişen teknolojiler, makineler, maddeler ve üretim örgütlenmeleri sağlık sorunlarına ergonomik ve psikososyal kökenli yenilerini eklemiştir. Çok etmenli olan sorunlar sağlık-verimlilik ilişkisini bilen işletmeleri “sağlıklı işletme” arayışına yönlendirmiştir. Bu dönemde iş sağlığı iş hekimliğinin yanı sıra pek çok bilim dalının ilgi alanına girmiş; iş fizyolojisi, ergonomi, iş psikolojisi, iş sosyolojisi, iş hijyeni, iş güvenliği, gibi alt bilim dalları; ana bilim dallarının sağlıklı çalışan-sağlıklı işletme amaçlı çalışmaları sırasında doğmuştur. İş hekimliği alanında da, tıbbın farklı klinik dallarının iş sağlığı ile ilgili alt dalları gelişmiştir. Farklı bilim dallarının katkıları, üretim alanında yeni risk etmenlerinin ve çok etmenlilik temelinde yeni neden-sonuç ilişkilerinin saptanmasını sağlamıştır.

Böylece, iş sağlığı hizmetleri bilim dallarının; gelişmiş risk saptama, değerlendirme ve önleme yöntemlerinin ve yeterli sayıda ve nitelikte insan gücünün katkısı ile üretim alanının gereksinimleri doğrultusunda gelişmesini sürdürmüştür.

6. Sosyal Güvenlik Hizmetleri

İnsan güvenli koşullarda yaşamak ister. Güvenlik temel bir gereksinimdir. Sanayi devriminden önceki toplumsal yapılanmalarda, özellikle toplumun yoksul sınıflarında bireyin ve ailenin güvenlik gereksinimini karşılayamadıkları görülmüştür. Sanayi devrimi ile birlikte ortaya çıkan ve sonuçları çalışanlarla birlikte toplumun tümünü ve ulusal ekonomiyi etkileyen pek çok sorun arasında sosyal güvenlik sorunu çözüm arayışlarının odak noktasını oluşturmuş, bu amaçla pek çok yeni kurum ve hizmet örgütlenmiş ve hızla gelişmiştir.

Herhangi bir nedenle geliri kesilen kişinin temel gereksinimlerini karşılayabilmesinin asgari koşullarını sağlamayı amaçlayan bu kurumların ve hizmetlerin ilk örnekleri 19.yüzyılın sonunda Almanya’da kurulan hastalık (1833) kaza (1884), sakatlık ve yaşlılık (1889) sigortalarıdır. Bu uygulamalar 19.yüzyılın sonunda tüm Avrupa’ya, 20.yüzyılın başında da diğer kıtalara yayılmış ve toplumsal güvenlik hizmetlerinin temelini oluşturmuştur. Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarının yarattığı toplumsal, ekonomik ve insani yıkım yalnızca çalışanların değil, toplumun tümünün asgari gereksinimleri için güvenceye sağlayacak bir toplumsal güvenlik sistemine duyulan özlemi artırmıştır. Onaylanan pek çok uluslararası sözleşme ile toplumsal güvenlik hakkı ve asgari koşulları evrensel bir değere dönüşmüştür.

Toplumsal güvenlik hizmetleri, çalışanın sağlığını bir bütün olarak ele almış ve sağlığın korunmasına ve desteklenmesine süreklilik kazandırmıştır. Kaza, hastalık, sakatlık, yaşlılık, analık ve işsizlik sigortaları, çalışanı üretemediği dönemde; ölüm ve aile yardımları da, çalışanla birlikte ailesini de korumayı öngörmüştür.

Korumanın toplumsal ve ekonomik bedel ödemekten ucuz olduğu anlaşılınca, üretim alanında birincil koruma (iş denetimi), üretim alanı dışında ikincil (erken tanı, sağaltım) ve üçüncül (çalışma yetkisi sınırlanmış kişilerin yeniden üretken hale getirilmesi) koruma ülkeden ülkeye farklılık göstermekle birlikte, toplumsal güvenlik hizmetlerine katılmıştır.

7. İş Sağlığı Hizmetleri

Risklerin ve sorunların yeni teknolojilerin, tekniklerin, işlemlerin, makinelerin ve üretim örgütlenmelerinin üretime katılmasından sonra başkalaşması ve neden-sonuç ilişkilerinin ve çözüm önerilerinin yeni bilim dallarının; yeni risk saptama, değerlendirme ve önleme tekniklerinin katkısıyla çok etmenlilik temelinde yeniden tanımlanması, iş ile sağlık arasındaki ilişkilerin düşünülenden daha kapsamlı karmaşık olduğunu kanıtlamıştır. Bu durum sağlığın yeniden tanımlanmasını gerektirmiştir.

Çalışanın sağlık durumu, belirli bir yerde ve zaman diliminde, çalışma ortamından, koşullarından, ilişkilerinden ve bunlarla etkileşen ekonomik, siyasi, kültürel, biyososyal çevreden kaynaklanan risklerin ve bu risklerin önlenmesi için işletmede ve işletme dışında, çalışılan ve çalışılmayan sürede; işletmeden başlayarak tüm ölçeklerde; farklı kişi ve kuruluşların ekip çalışmasıyla ve tarafların demokratik katılımıyla yürütülen sistematik çalışmaların başka bir anlatımla, iş sağlığı hizmetlerinin etkililik düzeyinin bileşkesidir.

Çalışanın sağlığının korunması, geliştirilmesi ve desteklenmesi için; iş sağlığı hizmetleri bu amaç için eklemlenmiş kurumlarca, yani “iş sağlığı sistemi” tarafından; ülkenin ve üretim alanının gerçeklerine ve gereksinimlerin uygun, tarafların üzerinde uzlaştıkları, önceliklere dayanan bir “ulusal politikaya ve eylem planına” göre yürütülmelidir. Ulusal politika ve eylem planı işletmeden başlayarak, işkolu, sektör ve bölge ölçeklerinde hazırlanan politikaların ve planların bileşkesi olmalı, buradan yola çıkarak bu politikalara ve eylem planlarına yol göstermelidir.

Ölçek ne olursa olsun, bu politikaların ve eylem planlarının kaynağı risklerin oluştuğu ve önlendiği, önlem alınmadığında da; çalışanların etkilendiği işletmedir; iş sağlığı hizmetleri de işletmeye odaklanmalıdır.

8. İşletme

İşletme kavramı sanayi devriminin ürünüdür. Liberal öğretinin siyasete; ekonomiye; çalışanların yaşama, çalışma ve sağlık koşullarına egemen olduğu bu dönemde; işletme, hiçbir engelle karşılaşmadığı sınırsız bir “özgürlük ortamında”, çalışanlar için “insanlık dışı” koşulların yaratıldığı yer olmuştur. Bu nedenle, iş sağlığı hizmetlerinin odaklaştığı kurum, risklerin üretildiği işletme; odaklaştığı kişi de, gerekli önlemler alınmadığında bu risklerden etkilenen çalışandır.

İşletme bir üretim sistemidir. Belirli bir üretim amacına uygun olarak eklemlenmiş çalışanların,görevlerin,işlemlerin, tekniklerin, makinelerin, maddelerin; bu bileşenler arasında kurulan ilişkilerin ve bu ilişkilerin ürünü olan çalışma ortamından oluşan bir bütündür. Başka bir anlatımla, işletme, bir görevi belirli teknikleri ve makineleri kullanarak gerçekleştiren çalışanların; belirli maddeleri; hazırlanan çalışma ortamında ürüne dönüştürdükleri sistemdir. İşletmenin bileşenleri; çalışanlar, görevler, gereçler (makine ve maddeler) ve ortamdır (fiziksel, toplumsal). Üretim sürdürülürken, bileşenlerinin bütünlüğünü bozmayan işletme sağlıklıdır. Başka bir anlatımla, bileşenleriyle uyum düzeyi işletmenin sağlıklılık ölçütüdür.

Bileşenlerin birinde veya bir kaçında yaşanacak karmaşa, işletmeyle bileşenleri arasındaki uyumu bozar; bütünlüğünü yitiren bileşen veya bileşenler basit birer risk etmenine dönüşür. Bilimsel teknik gelişmelerle birlikte karmaşıklaşan işletmede, bileşenler kadar; bileşenlerin iç ilişkileri, bileşenler arasındaki ilişkiler ve bileşenlerin işletmeyle ilişkileri de önem kazanmış ve bu ilişkilerde yaşanacak karmaşa da, çok etmenli risk etmenlerini oluşmasına yol açmıştır.

ÇAĞDAŞ İŞ SAĞLIĞI YAKLAŞIMI VE TEMEL TANIMLAR

Uluslararası Çalışma Örgütünün 155 ve 161 sayılı sözleşmelerine göre işte sağlıklı olmak:

“Çalışanın çalışma ortamını, koşullarını, ilişkilerini ve çevresini, kendisini güdüleyen bir çalışma yürütecek bir biçimde etkileyebildiği; sağlıklı ve güvenli bir üretim ortamının ürünü olan bedensel, ruhsal, toplumsal optimal (en uygun) iyilik halinde olmaktır”.

Tanımda yer alan optimal nitelemesi üzerinde durulmalıdır. Sağlık düzeyi, durum saptamasının yapıldığı zaman diliminde ve mekanda saptanan risklerin nicel ve nitel özellikleri ile çalışanları bu risklerden koruyacak kişi ve kuruluşların etkililik düzeyinin ve çevresel sistemlerin bu amaca ulaşılması için yaptıkları katkıların bir bileşkesidir.

Başka bir anlatımla, çalışanın durumunu ya da sağlığını ve güvenliğini olumsuz etkileyen tehlike ve riskler ile bu tehlike ve riskleri önlemek ya da çalışanları bunlardan korumak için örgütlenmiş iş sağlığı sistemi arasındaki ilişkilerin bileşkesidir.

Başka bir anlatımla, iş sağlığının düzeyi çalışanların, çalıştıranların ve devletin, o zaman dilimine ve mekana özgü koşullarda, birbirlerine dayatarak veya demokratik katılım temelinde, uzlaşarak ulaşabildikleri bir optimal düzeydir.

Bu tanımda öngörülen optimal iyilik haline ulaşılması, etkinliklerin bir “iş sağlığı sistemi” tarafından, ulusal bir “iş sağlığı politikasına ve eylem planına” göre yürütülmesine bağlıdır.

İş sağlığı politikası çalışma ortamının, koşullarının, ilişkilerinin, çevresinin ve aralarındaki etkileşimin ürünü olan tüm riskleri, her risk için nedensel ilişkiler ağını; bu risklerden korunmak için alınabilecek tüm önlemleri belirlemeli; riskleri ve önlemleri önceliklerine göre sıralamalı; önlemlerin uygulanmasında uyulacak temel ilkeleri ve kuralları, çalışanların ve çalıştıranların gereksinimlerini, beklentilerini ve özlemlerini ve ülkenin ve üretim alanının gerçeklerini göz önünde bulundurarak tanımlamalıdır.
Eylem planı, politikayı kimin, kimle, nerede, nasıl, hangi kaynakları kullanarak uygulayacağını göstermelidir.
İş sağlığı sistemi eylem planını işletmede ve işletme dışında uygulamak için eklemlenen ve görev tanımı sürekli genişleyen; artan sayıda kişiden ve kurumdan oluşmalıdır.

İş sağlığı ve İş güvenliği çalışmalarının iki temel boyutu vardır:

1-Tıbbi boyut;

Esas olarak meslek hastalıklarının önüne geçmek için çalışmalar yapılmasıdır.

Çalışanların sağlığının yapacakları işle ilgisini araştırır, belirler.
İşyeri ortamında oluşabilecek bazı risklere karşı alınacak tıbbi koruma yöntemlerini uygular. (aşılama vb)
“İş Hekimliği”
2-İş Güvenliği boyutu;

Bu boyut, İşyeri ortamında sağlıklı ve güvenlikli bir ortam oluşturmak için yapılan tüm çalışmaları kapsadığı için “İş Hijyeni” olarak da adlandırılmaktadır. Esas olarak iş kazaları ve işyeri kazalarını önlemek için çalışır.

İş yeri ortamındaki sağlık ve güvenlik risklerinin saptanması
Bununla ilgili ölçümler yapılması (örneğin; İşyerinde kullanılan çeşitli kimyasal maddelerin, işyeri ortam havasındaki ölçümü, İşyerinde yapılan işler esnasında ortama yayılan ve sağlığa zararlı olduğu bilinen tozların ölçümü, makine ve tezgâhlardan kaynaklanan gürültünün düzeyini belirlemek üzere yapılan ölçümler gibi)
İş Sağlığı ve Güvenliğinin temel amaçları

Çalışanlara yönelik İş Sağlığı ve Güvenliği ile yakından ilgili bulunan üç unsur vardır:

1. Çalışanların korunması: İş sağlığı ve İş Sağlığı ve Güvenliği çalışmalarının asıl amacını oluşturur. Çalışanları iş kazaları ve meslek hastalıklarına karşı koruyarak ruh ve beden bütünlüklerinin sağlanması amaçlanmaktadır.

2. Üretim güvenliğinin sağlanması: Meslek hastalıkları ve iş kazaları en az düzeye indirildiğinde işgücü ve işgünü kayıpları azalacaktır. Dolaylı olarak üretim korunacak ve daha sağlıklı ve güvenli bir çalışma ortamında iş verimi de artacaktır.

3. İşletme güvenliğinin sağlanması: İlk 2 maddede belirtilen amaçlara ulaşmak üzere çalışmalar yapılırken işletmeyi tehlikeye düşürebilecek durumlar da ortadan kaldırılacağı için işletme güvenliği de sağlanmış olacaktır.

Genel Sağlık Kavramı:

Önceleri, sağlıklı insan tanımı, İş kazası ve meslek hastalığı geçirmemek ve hasta olmamak ş eklinde ifade edilirdi. Bugün ise, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) sağlığı; yalnız hastalık ve maluliyetin olmaması değil, fiziksel, ruhsal ve sosyal yönden tam bir iyilik hali olarak tanımlamaktadır.

İş ve Sağlık ilişkisini Belirleyen Faktörler:

İş yerlerinde, çalışanların sağlığı üzerinde etkili olan, bir anlamda İş ve Sağlık ilişkisini belirleyen başlıca iki grup faktör vardır;

Kişisel bazı özellikler
Çevresel faktörlerdir.

Kişisel faktörler olarak;

Kişinin yaşı
Cinsiyeti
Genetik özellikleri
Beslenme durumu
Sigara, alkol vb. alışkanlıkları
Yaşadığı çevrede bulunan bazı faktörler
bir araya gelerek bir insanın sağlık durumunu belirler.

Çevresel faktörler;

İşçinin çalıştığı İşyeri ortamında bulunan çeşitli sağlık riskleridir
Fiziksel etkenler
Kimyasal etkenler
Tozlar
Buharlar
Dumanlar
Biyolojik etkenler
Ergonomik etkenler
Psikososyal etkenler
Olarak gruplandırabiliriz.

Fiziksel Etkenler:

Gürültü,
Vibrasyon (Titreşim),
Aydınlatma,
Termal Konfor Şartları,
Havalandırma,
Radyasyon,
Basınç Değişimleri olarak sıralanabilir.

a) Gürültü; genellikle istenmeyen ve rahatsız edici sesler gurultu olarak tanımlanır. İşçi Sağlığında ise gurultu ‘işitme duyusunun azalmasına veya sağlığının bozulmasına ya da başka

tehlikelerin oluşmasına neden olan seslerdir’. İşyerlerindeki devamlı çalışan makineler (dokuma tezgahları), testere dişli makineler, dizel motorlar, pistonlar vb. gibi gurultu

kaynakları devamlı, ani, kesik kesik gurultu yapabilmektedirler.Gürültüden etkilenen kişilerde, işitmenin azalması veya kaybı dışında kan basıncı artar, sinir

sistemi üzerine olumsuz etkisi vardır, kanda kolesterol, yağlar artar, stres ve hatalar artar,moral bozulur, yorgunluk artar, is kazaları artar ve verimlilik düşer.

b) Titreşim (Vibrasyon); Titreşim ses dalgaları gibi belirli aralıklarla tekrarlayan mekanik bir enerjidir. İletim ve etkileme derecesi, titreşimin frekans ve şiddetine bağlıdır. İşyerlerinde

titreşim kaynakları olarak araç ve makinelerin salınımlı hareketleri, makinelerin bağlantı parçaları arasındaki çarpışma ya da sürtünme, makine gövde ve parçalarının montajında

kullanılan darbeli çekiç, matkaplar gibi araçlardır.Lokal titreşimde (taşınabilir testere, rende makineleri vb) el ve parmaklardan vücuda ulasan titreşim, dolaşım sistemini etkileyerek el, kol ve parmakta ağrı, bükülme zorluğu, aşırı duyarlılıklar meydana getirebilir.

c)Aydınlatma; İyi bir işyeri aydınlatması yapılan ise göre yeterli şiddette, tek düze, iyi yayılmış, gölge vermeyen ve göz kamaştırmayan aydınlatmadır.

Doğal aydınlatma, gündüz aydınlığı, güneş ile olan aydınlatmadır.Yapay aydınlatma, ampul ya da flüoresanlarla direkt, yarı indirekt ve indirekt olarak yapılan

aydınlatmadır.

Yetersiz veya uygunsuz aydınlatma sonucunda, görme fonksiyonunda zorlanmalar, göz yorgunluğu, gözlerde batma, yanma, kızartı olur, ileri derecede etkilenme ile görme bozulur.

Ayrıca, iyi ve yeterli derecede aydınlatılmamış bir ortamda yapılan çalışmalarda (ağaç isleme tezgahları, torna tezgahları gibi tehlikeli makinelerin kullanılması ile) iş kazaları artabilir.

d)Termal Konfor Şartları; (Isı, nem, havalandırma)

Çalışma ortamlarının ısısının ve neminin çalışılan is koluna göre bulunması gereken miktarı değişiktir. Bazı is kollarında belirli ısı ve nem teknolojik bakımdan gerekli olan fiziki

koşullardır. (Tekstil sanayinde pamuk, yun ipliklerin yapımı, elyafın yumuşaklığı, bükülme uygunluğu vb. için)

Bazı is kollarında nem yapılan isin sonunda ortaya çıkar; boyahaneler (kumaş), seker,konserve, kağıt fabrikaları, çamaşırhaneler gibi.

Yüksek fırın, kok fabrikası, kauçuk, cam fabrikaları ve dökümhanelerde ise kuru sıcak vardır.

Vücut ısısını kontrol eden büyük faktör cevre ısısıdır. Isı arttıkça sinir sistemi etkilenir, kas kuvveti düşer, nabız yükselir, yorgunluk artar, ağrılı kas krampları oluşur, bas ağrısı, mide

bozuklukları, iştah azlığı, uykusuzluk vb değişiklikler oluşabilir.

Soğuk, özellikle nemli ortamdaki hareketsizlerde ayaklar ıslak ve sıkı giydirilmişse daha fazla etkili olur.

Isı azaldıkça ayaklarda şişme, kızartı, yanma, eklem romatizması gelişebilir.Uygun olmayan termal konfor şartlarında daha yavaş çalışmayla verimlilik azalır, is

kazalarının oranı artar. Dolaşım bozuklukları, el becerilerinin azalması, soğuk algınlığı,üşüme, kas ve eklem hastalıkları, genel bezginlik ve is hevesi kayıpları oluşabilir.

e) Radyasyon:

Enerjinin elektro manyetik veya parçacık modeliyle taşınması radyasyon olarak tanımlanır.Kısa dalga boylu olan ısınların (mor ötesi ısınlar) deri ve gözde tahriş edici etkisi vardır.

Gözlerde yanma, kasıntı, sulanma, ağrı meydana gelir. (Kaynakçılıkta gözlük kullanmadankaynak yapılması gibi) X ve gama ısınları ise bazı kanserler ve genetik bozukluklara yol acar.

Uzun dalga boylu radyasyonun ise sıcaklık arttırıcı etkisi vardır. Özellikle kızıl ötesi ve mikro dalga ısınlara bağlı olarak sıcaklık artması sonucu bazı bozukluklar ortaya çıkar. Cam üfleyenlerde erken yasta katarakt meydana gelebilir. Ayrıca hematolojik hastalıklar, kalıtsal etkiler, cilt kanserleri, mide bulantısı, iştahsızlık, kusma, sac dökülmesi ortaya çıkar.

f) Basınç Değişimleri:

Alçak basınç ve yüksek basınca altında çalışanlarda birtakım etkilenmeler olur.

Basınç değişikliklerinden etkilenmelerle dalgıçlarda, sünger avcılarında, dağcılarda, uçaklarda çalışanlarda kulak uğultusu, sinüslerde ağrı, duyma bozuklukları, kasıntı belirtileri, karın ağrısı, kemik ağrıları, sarhoşluk hali gibi tüm vücudun etkilenmesiyle çalışma yeteneğinin kaybı ve hatta ölüme varan is kazaları oluşabilmektedir.

Yüksek rakımlı yerlerde düşük atmosfer basıncı nedeniyle oksijen basıncının azalmasına bağlı belirtiler görülebilir

Kimyasal Etkenler :

Çevrenin normal yasama uygun kimyasal bileşimini az veya çok değiştiren elementlere genel olarak “Kimyasal Etkenler” denir.Endüstrinin her dalında, atölyeler, laboratuarlar, sokaklar hatta evlerde organik ve inorganik bileşiklerle, insektisitler, ilaçlar, gaz, buhar, duman ile insanlar birlikte yasamaktadır. Bu maddelerin çevredeki oranları belirli düzeylerin üzerinde olunca, sağlığa zararlı olurlar.

Bunlar: Metaller; (kursun, cıva, manganez, nikel, magnezyum, selenyum, uranyum gibi)

Solventler; (çözücüler; benzen, tolüen, trikloretilen, karbontetraklorur, alkoller, eterler gibi)

Zehirli Gazlar; (karbonmomoksit, hidrojensulfur, klor, brom, iyot, flor, amonyak,kukurtdioksit gibi)

Asit ve Alkaliler; (nitrik asit, sülfürik asit, formik asit, sodyum ve potasyum hidroksit gibi)

Boyalar; Madeni boyalar (arsenikli, kurşunlu, cıvalı, kromlu vb.), sentetik organik boyalar (azotlu, difenilmetanlı, indigo boyaları gibi)

Pestisitler; Đnsan ya da bitkiler için bazı zararlı canlıları yok etmek icin kullanılan kimyasal

maddeler olarak tanımlanabilir.(fungusitler, rodentisitler, herbisitler, mollusitler olmak üzere 5 gruptur.)

Plastikler; Monovinilklorur gibi sağlığa zararlı olanlar.

Kanserojen Maddeler; Kanser oluşumuna neden olan veya kanser oluşumunu hızlandıran maddelerdir.(katran, zift, mineral yağlar, krom tuzları, nikel, asbest, arsenik, benzen vb.)

Tozlar :

Tozlar, çapları 0.5-150 mikron büyüklüğünde olup, havada asılı duran katı parçacıklara “toz” denir.

Çalışma ortamında bulunan tozların akciğerlere girip birikerek etki yapması sonucunda oluşan hastalıklara “Pnomokonyoz” denir. Pnomokonyozlar, insanlık tarihinde belirlenen ilk meslek

hastalıklarıdır.

Silisyum, asbest, uranyum, alüminyum, radyum, pamuk, keten, ağaç tozları vb. bu gibi hastalıklara neden olurlar.

Biyolojik Etkenler:

Çalışma ortamındaki tehlikeli biyolojik etkenler bulaşıcı hastalıklara neden olabilir.

Bunlar mikroorganizmalar, bakteriler, parazitler, mantar ve virüslerdir.(Sarbon, tetanos, viral hepatit, HIV, tüberküloz, tifo, brusellozis gibi)

İşyerleri ve çevresindeki copluk, acık kanalizasyon, bataklık gibi yerlerde, özellikle de hastanelerin belirli bölümlerinde çok yüksek dirençli mikroorganizmaların varlığı bilinmektedir.

Ergonomik Etkenler:

Çalışma yaşamında ergonomi, çalışma koşullarının insanın niteliklerine uygun hale getirilmesi olarak değerlendirilmektedir.

İşyerlerinde ergonomik kuralların yerine getirilmesi, insanın sağlığı acısından olduğu kadar üretim ve verimlilik acısından da önem taşımaktadır.

Bir başka deyişle ergonomi, çalışmayı insan anatomisine ve fizyolojisine uydurmaktır.

Çalışanların beden, boyut ve özelliklerine uygun olmayan oturma yerleri, tezgah ve makinelerin tasarımında erişim noktaları, kontrol mekanizmalarının yerleşimi ve sinyal

düzeneklerinin ergonomik tasarım hataları nedeni ile eğilme, uzanma ve zorlanmaya bağlı stres, uzun donemde ise devamsızlık ve is kazaları artmakta, ise uyum, is hevesi ve

verimlilik ise azalmaktadır.Makine ve tezgahların çalışana göre ayarlanması, ise uygun fiziksel özellikteki kişilerin çalıştırılması, bu gibi zorlukların önüne geçmeye yardımcı olur. Ergonomi en az yorgunlukla en fazla verimliliği sağlamayı hedefler.

Çalışma esnasındaki duruş bozuklukları, ağır yük kaldırma ve tasıma, sık yer değiştirme, sık eğilme ve çömelme, tekdüze (monoton) ve tekrarlayıcı isler, yorucu is hızı ve düzeni, fiziksel

ve zihinsel yüklenme, görsel zorlanma gibi hususlar ergonominin kapsamı içine girer.Bu olumsuzlukları gidermek üzere ergonomi bilimi aşağıda belirtilen hedefleri kapsar;

-Çalışma surecinin insanın bedensel ve zihinsel (mental) yeteneklerine uygun hale getirilmesi,

-Araç-gereç tasarımını kullanıma daha elverişli hale gelmelerini sağlayacak bicimde geliştirme,

-Çalışma koşullarını, saatlerini, biçimini insana en uygun hale getirme,

-İş temposuna, çalışma saatlerine ve monotonluğa bağlı olarak oluşabilecek zorlanmaların engellenmesi ya da en aza indirilmesi,

-İşyeri ortamının ya da günlük yasama ortamının insana en uygun duruma getirilmesi,

-Gerek is, gerek ev ve gerekse diğer etkinlikler sırasında yasama ve çalışma kalitesini yükseltecek düzenek ve düzeltmeleri yapmak.

Psikolojik Etkenler:

Ruhsal veya fiziksel faktörlere bağlı olarak gelişen ve etkene özgü olmayan, koşullara uyum(adaptasyon) güçlüklerine karsı olan vücut reaksiyonlarına “stres” denilir. Nedenleri ruhsal ve

sosyaldir. Örneğin işyerinde geçimsizlik, isini kaybetme endişesi, ücret azlığı, terfi edememe,vardiyalar, dengesiz ücret sistemi, is değiştirmeler gibi nedenler en çok rastlanılan stres

sebepleridir.

Uygun İşe Yerleştirme:

Kişinin zihinsel, fiziksel ve ruhsal kapasitesine uygun bir meslek seçmesi, en uygun ve verimli bir çalışma hayatını sürdürmesini sağlama bakımından çok önemlidir. Eğer bir kimse,

seçilen mesleğin gerektirdiği zihinsel, fiziksel ve ruhsal istekleri karşılayabilecek bir yapılış ve durumda değilse, kısa veya uzun bir sure sonunda o isi yapamayacak bir hale düşer ve ağır

bedeni ve ruhsal bozukluklar bas gösterir. Keza, kendisinden beklenilenleri kısmen karşılama halinde de, basta isinden memnun olmama psikolojisi olmak üzere, bazı bozukluklar görülür.

İşte, bu nedenlerle, mesleğe yöneltme hizmeti, bu gibi yanlış yollara sapılmasını önlemeye yardım eder.

Erişkinlerde, uygun is tavsiyeleri yapılırken, müracaat edenin geçmişte çalıştığı islerdeki durumu ve sağlık hikayesi tespit edilebilirse sorunun çözümlenmesi çok daha kolaylaşır.

Mesleğe yöneltme hizmetinin çok önemli bir dalı, bir hastalık veya kaza geçirmiş olanlara (arızalılara) eski islerinin veya ona çok yakın islerin ya da son durumlarına en uygun düşecek

yeni bir isin mesleki eğitim yoluyla verilmesi, onların üretici hayata yerleştirilmelerinin sağlanmasıdır.(Readaptasyon çalışmaları) Bu gibi çalışmalara hekim de katılmalıdır.

İşletmelerde çalıştırılan ağır arızalılarda, normal denilen kişilere nazaran çoğunlukla, ise gidememezlik (absenteism) oranının daha düşük olması ilgi çekici bir gözlemdir ve daha cok

psikolojik nedenlerden ileri gelmektedir.

Mesleğe yöneltme, herhangi bir kişinin bedeni, fikri ve ruhsal niteliklerine ve kapasitelerine göre ona en uygun düşecek islerin seçilmesi suretiyle, onun iyi hatta mükemmel bir derecede

bir ise yöneltilmesi çalışmalarını toplamaktadır. Buna karşılık, bazen de belirli islerin gerektirdiği nitelikleri taşıyan insanların aranıp bulunması istenir. Buna belirli meslekler veya

isler icin secim denilir. Bu sonuncu şekilde, önce tıbbi bakımdan is analizlerinin yapılması gerekir.

İşyeri Ortam Faktörlerinin Değerlendirilmesi:

Endüstri Sağlığı (İş Sağlığı) hizmetinin kapsamı içinde bulunan amaçları gerçekleştirebilmek için, çalışma çevresine ilişkin çeşitli koşulların ve faktörlerin de iyice bilinmesi gerekir. Bu

suretle, değişik mesleklerde çalışan bütün insanların sağlık kapasitelerinin takviyesi ve en yüksek düzeylerde sürdürülmesi, isin insana ve insanın isine tam bir şekilde uyumunun

sağlanması ve nihayet is koşulları ve kullanılan zararlı maddeler nedeniyle çalışan insanın sağlığına gelebilecek zararların önlenmesi mümkün olur.

İşyerlerinde, aşağıdaki ortam faktörlerinin değerlendirilmesi gerekecektir:

1-Çalışma Salonu ve Çalışma Bankoları

-Çalışma Sandalyesi

-Çalışma Masası

2-Işık Şartları-Çalışma Yerinin Aydınlatılması

-Doğal Aydınlatma

-Suni Aydınlatma

3-Çalışma Yeri Havasının Temiz Tutulması

4-Endüstride Buhar, Gaz ve Tozlarla Mücadelenin Esasları

5-Endüstride Havalandırma

6-iyonizen Isınların (Radyoizotopların) Uygulanması Esnasında Meydana Gelebilecek

Zararlara Karsı Koruma Tedbirleri

7-Çalışma Yerlerinde Mikro-Klima Koşulları (Termal Konfor Koşulları)

. -Yüksek Rölatif Nem

-Sıcaklık Düşüklüğü ve Yüksekliği

-Hava Hareketleri

-Cevrede Bulunan Duvarlar, Eşya ve İnsanlardan Çıkan Isı Radyasyonunun Etkisi

8-Çalışma Yerlerinde Gurultu ve Titreşim Problemleri

9-İş Elbiseleri-Koruyucu Elbiseler ve Diğer Koruyucu Donanımlar

10-Soyunma-Giyinme Yerleri

11-Banyo ve Tuvaletler

12-Oturma-Dinlenme Odaları

İş Sağlığı ve Güvenliği Risklerinin Değerlendirilmesi ve Kontrolü:

İşyerinde, daha önce hiç risk değerlendirmesi yapılmamış olması ve çalışanların sağlık ve güvenliğini etkileyebilecek aşağıda belirtilen önemli değişikliklerin olması durumunda,

risk değerlendirmesi yapılması gereklidir:

1-Yeni bir makine veya ekipman alınması

2- Yeni tekniklerin geliştirilmesi

3- İş organizasyonunda veya is akısında değişiklikler yapılması

4- Yeni hammadde ve/veya yarı mamul maddelerin üretim surecine girmesi

5- Yeni bir mevzuatın yürürlüğe girmesi veya mevcut mevzuatta değişiklik yapılması,

6-İş kazası veya meslek hastalığı meydana gelmesi

İş kazası veya meslek hastalığı ile sonuçlanmasa bile yangın, parlama veya patlama gibi işyerindeki is sağlığı ve güvenliğini ciddi şekilde etkileyen olayların ortaya çıkması

Risk değerlendirmesi, aşağıdaki sıralamada yer alan aşamaların yerine getirilmesi yoluyla gerçekleştirilir:

a) Planlama

Risk değerlendirmesi çalışmaları, mevcut mevzuat ve işyeri koşulları çerçevesinde planlanır.

b) İşyerinde Yürütülen Çalışmaların Sınıflandırılması

İşyerinde yürütülmekte olan veya yürütülecek olan faaliyetler özelliklerine göre sınıflandırmaya tabi tutulur. Sınıflandırmada, sürekli olmamakla birlikte periyodik olarak veya değişen aralıklarla yürütülen bakım ve onarım gibi faaliyetler de dikkate alınır.

Sınıflandırmada, işyerinin içinde ve dışında yürütülen isler, üretim veya hizmet surecinin aşamaları, planlanmış veya ani faaliyetler, çalışanların görev tanımları gibi unsurlardan da yararlanılabilir.

Sağlık Muayeneleri :

-İşe Giriş Muayeneleri :

Bir işyerinde çalışacakların ise alınmalarından önce işyeri hekimi tarafından sağlık muayenesinden geçirilmeleri, ise elverişli olanların ve olmayanların ayrılmaları is sağlığı biliminin temel kurallarındandır.

İşe giriş muayenelerinin başarılı olması ve bir anlam taşıması için amacına uygun olarak yapılması önemli bir zorunluluktur.

İşe giriş muayeneleri çalışılacak is turunun tüm özellikleri ve tüm olumsuz etkenler göz önünde tutularak bilinçli olarak yapılmalıdır.

İşçinin çalışacağı işyerinin tamamında veya işyerinin bir ünitesinde var olan tüm riskler dikkate alınıp, bu risklere yönelik klinik ve laboratuar muayeneler yapılarak tamamlanan ise giriş muayene sonucuna göre isçi seçilerek ise yerleştirilmiş olur. İş-işçi uyumunun sağlanabilmesi ve çalışma yaşamının insana uygun hale getirilmesi için; çalışma ortamının düzenlenmesi, uygun teknoloji seçilmesi ve isçi ise girmeden muayenesinin usulüne uygun olarak yapılması gerekmektedir.

İşe giriş muayenesinde çalışanın fizyolojik ve psikolojik yetenekleri değerlendirilmelidir.

Sağlık sakıncası olan madde ve etkenler dikkate alınmalıdır. Yetenekleri ölçüsünde uygun isçiye uygun isin sağlanması yönünde değerlendirme yapılmalı, özürlü veya kronik hastalığı olması nedeniyle mevcut ise uygun olmayan isçi yerleştirilmemeli, eğer sorun üretim biçiminden kaynaklanıyorsa uygun olmayan üretim bicimi değiştirilerek işçi ise yerleştirilmelidir.

Yapılan araştırmalar toplumun yaklaşık %10’unun malul ve veya özürlü olduğunun göstermektedir. Özürlüleri koruyan ve ise yerleştirilmeleri konusunda zorunluluk getiren yasal düzenlemeler bulunsa da bu bedensel, zihinsel, ruhsal, duygusal ve sosyal yeteneklerindeki engelleri nedeniyle çalışma gücünün en az yüzde 40’ından yoksun olduğu sağlık kurulu raporuyla belgelenenleri kapsamaktadır. Bu kapsama girmeyen özürlülerin ve kronik hastalığı bulunanların da ise yerleştirilmelerine özel bir önem verilmelidir.

Kronik hastaların yanlış yerlere yerleştirilmesi durumunda hastanın var olan şikayetleri meslek hastalığını taklit edebilir veya hastanın ağır bir klinik tablo ile karsımıza çıkması gibi istenmeyen durumları ortaya çıkartabilirler.

Bu nedenle ise giriş muayenesinde durum tespiti yapılarak her yerde çalıştırılması uygun olmayan engelliler ve kronik hastalığı olan risk grupları tespit edilmelidir. Yasa gereğince çok tehlikeli islerde çalışanlar, çocuk ve genç isçiler ile bazı durumlarda kadın isçilere ise girişte bir rapor düzenlenir.

İş Kanunu tüm çalışanlara ise giriş raporu verilmesini öngörmektedir. Kimlik bilgileri ilgililer tarafından doldurulduktan sonra yönetmeliğin ekinde bulunan örneğe uygun rapor isci ile birlikte işyeri hekimine gelir. İşyeri hekimi öz geçmiş, soy geçmiş ve anamnezden sonra fizik muayene yapar. Burada yapılması gereken o işyerindeki risk analizi sonucu belirlenen risklerle ilgili ek ve tamamlayıcı muayenelerin doğru belirlenmesi ve yaptırılmasıdır.

Sonuçta hekim bir karar vermek durumundadır. Çalışamaz kaydı koyabilir, geçici çalışılamayacağı durumlarda tedavi ile düzelebilecek durumları belirleyebilir. Çalışır ifadesi konulduğu durumlarda ise; isçinin işyerinin tamamında veya bir bölümünde çalışmasına izin verebilir. Bu kararı verirken önemli olan, çalışana ek laboratuar muayenelerinin hangi risklere göre yapıldığının belirlenmesidir. İşyeri risklerinin tamamına uygun laboratuar muayeneleri yapılmışsa işçi işyerinin tamamında çalışabilir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir