ÇALIŞMA YAŞAMINDA ÖZEL RİSK GRUPLARI

– Kadın İşçiler

İlk çağlardan beri erkeklerin daha çok bedensel güç gerektiren ev dışındaki işleri, kadınların ise ev içindeki işleri ve çocuk sorumluluğunu üstlenmeleri nedeni toplumsal algıda kadınlar çoğunlukla daha hafif ve tehlikesiz işlerde çalışmışları uygun görülmüştür.

İnsanoğlunun tarımla tanışmasını takiben kadın ve erkek birlikte çalışmaya başlamışlardır. Sanayi devrimi ile beraber kadınlar ucuz iş gücü olarak çalışma hayatında yer almıştır. Kadının emeğinin ucuz olması kadınları tercih edilen iş gücü durumuna sokarken düşük statülü işlerde (düşük ücret, geçici işlerde çalışma, sosyal güvencesizlik) çalışmaya zorlamaktadır.

Geçtiğimiz yirmi yıllık süreçte, tüm dünyada çalışma yaşamına katılan kadın sayısı artmıştır. Bu artış özellikle yapısal uyum politikalarını uygulayan gelişmekte olan ülkelerde işgücünün feminizasyonu olarak adlandırılmaktadır. Ancak çalışma yaşamına katılan kadın sayısındaki bu nicel gelişme, ne yazık ki nitelik açısından bir iyileşmeyi beraberinde getirmemiştir.

Genel olarak toplumsal yaşamda, özel olarak çalışma yaşamında kadını etkileyen ve kadınları bir risk grubu olarak değerlendirmemize yol açan temel etken, toplumsal cinsiyetçi işbölümü çerçevesinde şekillenen toplumsal cinsiyet rolleridir. Bu rol gereği kadının öncelikli sorumluluk alanı, çocuk doğurma, bakımı ve ev içi işlerinin yapımıdır. Kadının bu sorumluluklar, çalışma yaşamına girişini zorlaştırmaktadır. Düşük statü ile çalışma yaşamına giren kadın, hem üretim hem yeniden üretim faaliyetleri kaynaklı sorumluklar nedeniyle çalışma yaşamında bir risk grubu olarak ortaya çıkmaktadır. Bu toplumsal kurgu kadının çalışma yaşamında emeğinin ikincil olarak kabulüne yol açmaktadır. Böylelikle kadının düşük ücret ve olumsuz çalışma koşullarında çalışması doğal karşılanmıştır.

Kandın çalışma hayatında yer almaları ve işgücüne katılımları ülkeler ve bölgeler arasında farklılık göstermektedir.

Tablo 1. Türkiye’de Kadın ve Erkek Çalışanların İktisadi Faaliyet Kollarına ve Yerleşim Yerine Göre Dağılımı (1990-2000) (%).

1990

2000

Kadın

Erkek

Kadın

Erkek

Türkiye

Tarım

Sanayi

Hizmet

75.8

9.8

14.3

33.6

26.8

39.6

56.8

14.4

28.8

25.2

29.5

45.3

Kent

Tarım

Sanayi

Hizmet

12.5

34.7

52.7

3.6

40.6

55.8

6.8

27.1

66.1

2.6

38.6

58.8

Kır

Tarım

Sanayi

Hizmet

93.6

2.9

3.6

64.4

12.5

23.1

89.7

5.7

4.6

59.8

15.6

24.5

2000 yılı 15+ yaş, 1990 yılına ilişkin veriler 12+ yaş itibariyledir.

Halen gelişmiş ülkelerde ve doğu Avrupa ülkelerinde 15 yaş ve üzerindeki kadınların yarısından çoğu, Asya ve Afrika’da ise 3-5 kadından birisi isgücüne katılmaktadır. Bununla birlikte zaman içinde bütün bölgelerde kadının iş güçüne katılım oranlarında artış olduğu gözlenmektedir. Kadınların işgücüne katılımlarının yüksek olduğu ülkelerde bile yönetim kademelerinde fazla yer almadıkları görülmektedir. Ülkemizde çalışma hayatında erkeklerin %2’si, kadınların %0.2’si yönetici konumundadır. Ülkemizde kadınların çalışma hayatında en çok tarım alanında çalıştığı, yaklaşık dörtte üçünün ücretsiz aile işçisi olarak çalıştığı, üçretli çalışan bölümünün ise ancak yüzde 17.7’lik bir bölümü oluşturduğu görülmektedir. Kadınlarn çalıştıkları meslekler olarak da tekstil,ticaret işleri ve çeşitli hizmetler gibi alanların çoğunlukta olduğu görülmektedir.

Kadının özellikle doğurganlık özelliği onu çalışama ortamı açısından farklı ve duyarlı kılar. Ayrıca kadınlar bazı kimyasallara erkeklerden daha duyarlıdır. Kadının üreme sistemini etkileyen mesleksel riskler sadece kadınla sınırlı kalmamakta, etkileri gelecek kuşaklara aktarılmaktadır. Çalışma ortamındaki olası riskler, sağlıklı toplumun geleceğine konulan bir ipotek anlamına gelmektedir. Bütün bunlardan dolayı kadın çalışma hayatında özel bir grubu oluşturur.

Kadınların erkeklere göre daha fazla risk altında olmaları bazı özelliklerinden dolayıdır. Bu özellikleri;

a.Kadınlar fizik güç bakımından erkeklerden daha zayıftır.

b.Kadınların vücut yapısı erkeklerden daha ufaktır.

c.Kadınların solunum kapasiteleri erkeklerden %11, kan hemoglobin düzeyleri de %20 daha düşüktür.

d. kadınlarda vücut ağırlığına oranla vücut suyu daha azdır.

e.Kadınların vücudundaki yağ miktarı ağırlığına oranlandığında erkeklere göre daha fazladır.

f. Boya göre omurga uzunluğu kadınlarda daha fazladır.

g.Çalışma hayatında kadınlar cinsel tacize uğrama bakımından da erkeklere göre daha fazla risk altındadır.

h.Günlük ev işleri de dikkate alındığında çalışan kadınlar, aynı koşullarda çalışan erkeklere ve çalışmayan kadınlara göre daha uzun süre çalışmakta, uyku ve dinlenme süreleri daha kısa olmaktadır.aşamındaki

i.Çalışan kadınlar arasında sigortasız çalışma da önemli konulardan birisidir.

Kadına Karşı Her türlü Ayrımcılığın Önlenmesi (CEDAW: Committee On The Elemination of Discrimination Against Women) Sözleşmesinin 11. maddesi kadının çalışma yaşamındaki haklarını düzenlemektedir.

Uluslararası Çalışma Örgütünün (ILO) Sözleşmeleri arasında çalışan kadınların hakları ile ilgili iç hukukumuza yansıtılmış olan sözleşmelerden bazıları ise şunlardır; Pheadelphia Bildirgesi (ILO’nun hedef ve amaçlarına ilişkin bildirge), Avrupa Sosyal Şartı, eşit değerde iş için Erkek ve Kadın İşçiler arsında Ücret Eşitliği Hakkında 100 sayılı ILO Sözleşmesi, İş ve Meslek Bakımından Ayrımcılık Hakkında 111 sayılı ILO Sözleşmesi, İstihdam Politikasıyla ilgili 122 sayılı ILO Sözleşmesdir.

Ülkemizde 9/8/2004 tarihli ve 25548 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmış olan Kadın İşçilerin Gece Postalarında Çalıştırılma Koşulları Hakkında Yönetmeliğe göre çalışma hayatında kadınlar korunmuş ve gözetilmiştir. Buna göre;

BİRİNCİ BÖLÜM

Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar

Amaç

Madde 1 — Bu Yönetmeliğin amacı, on sekiz yaşını doldurmuş kadın işçilerin gece postalarında çalıştırılmasına ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.

Kapsam

Madde 2 — Bu Yönetmelik, 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu kapsamındaki işyerlerinde 18 yaşını doldurmuş kadın işçilerin gece postalarında çalıştırılmaları ile ilgili koşulları kapsar.

Dayanak

Madde 3 — Bu Yönetmelik, 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununun 73 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.

Tanımlar

Madde 4 — Bu Yönetmelikte geçen;

Bölge Müdürlüğü: İşyerinin bağlı bulunduğu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Bölge Müdürlüğünü, Kadın işçi: Medeni durumuna bakılmaksızın on sekiz yaşını doldurmuş kadın işçileri, Gece postası: 4857 sayılı İş Kanununun 69 uncu maddesinde belirtilen gece çalışma sürelerini kapsayan ve yedibuçuk saati geçmeyen çalışma zamanını, ifade eder.

İKİNCİ BÖLÜM

Kadın İşçilerin Gece Postasında Çalıştırılmaları

Kadın İşçilerin Gece Postasında Çalıştırılma Süresi

Madde 5 — Kadın işçiler her ne şekilde olursa olsun gece postasında yedibuçuk saatten fazla çalıştırılamaz.

İşyerine Götürüp Getirme

Madde 6 — Belediye sınırları dışındaki her türlü işyeri işverenleri ile belediye sınırları içinde olmakla beraber, posta değişim saatlerinde alışılmış araçlarla gidip gelme zorluğu bulunan işyeri işverenleri, gece postalarında çalıştıracakları kadın işçileri, sağlayacakları uygun araçlarla ikametgahlarına en yakın merkezden işyerine götürüp getirmekle yükümlüdür.

Rapor

Madde 7 — Kadın işçilerin, gece postalarında çalıştırılabilmeleri için, işe başlamadan önce işyeri hekimi, işyeri ortak sağlık birimi, işçi sağlığı dispanserleri, bunların bulunmadığı yerlerde sırasıyla en yakın Sosyal Sigortalar Kurumu, sağlık ocağı, Hükümet veya belediye doktorlarına muayene ettirilerek, çalışmalarına engel bir durumun olmadığına dair sağlık raporlarının alınması şarttır. Bu işçilerin muayeneleri her altı ayda bir tekrarlanır.

Kadın İşçilerin Çalışan Eşlerinin Gece Postalarında Çalıştırılmaları

Madde 8 — Kadın işçinin kocası da işin postalar halinde yürütüldüğü aynı veya ayrı bir işyerinde çalışıyor ise, kadın işçinin isteği üzerine, gece çalıştırılması, kocasının çalıştığı gece postasına rastlamayacak şekilde düzenlenir. Aynı işyerinde çalışan karı kocanın aynı gece postasında çalışma istekleri, işverence, olanak oranında karşılanır.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Gebelik ve Analık Durumunda Çalışma ve Bildirim

Gebelik ve Analık Durumunda Çalıştırılma Yasağı

Madde 9 — Kadın işçiler, gebe olduklarının doktor raporuyla tespitinden itibaren doğuma kadar, emziren kadın işçiler ise doğum tarihinden başlamak üzere altı ay süre ile gece postalarında çalıştırılamazlar. Emziren kadın işçilerde bu süre, ana ve çocuğun sağlığı açısından gerekli olduğunun işyeri hekimi, işyeri ortak sağlık birimi, işçi sağlığı dispanserleri, bunların bulunmadığı yerlerde sırasıyla en yakın Sosyal Sigortalar Kurumu, sağlık ocağı, Hükümet veya belediye doktoru raporuyla belgelenmesi halinde, bir yıla kadar uzatılır.

Bu işçilerin anılan sürelerdeki çalışmaları, 14/7/2004 tarihli ve 25522 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Gebe veya Emziren Kadınların Çalıştırılma Şartlarıyla Emzirme Odaları ve Çocuk Bakım Yurtlarına Dair Yönetmelik hükümleri saklı kalmak üzere, gündüz postalarına rastlayacak şekilde düzenlenir.

Bildirim

Madde 10 — Gece postalarında kadın işçi çalıştırmak isteyen işverenler, gece çalıştırılacak kadın işçilerin isim listelerini ilgili bölge müdürlüğüne gönderirler.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Son Hükümler

Yürürlük

Madde 11 — Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

Madde 12 — Bu Yönetmelik hükümlerini Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı yürütür.

– Özürlü İşçiler

Özürlülük bedensel, zihinsel, ruhsal, duygusal ve sosyal yeteneklerdeki engelleri nedeniyle çalışma gücünün en az yüzde 40’ndan yoksun olduğu sağlık kurulu raporuyla belgelenmiş kişiler olarak tanımlanır.

Uluslararası Çalışma Örgütü’nün 159 sayılı Sakatların Mesleki Rehabilitasyonu ve İstihdamı Sözleşmesin’deki “sakat” teriminin; uygun bir iş bulması, bulduğu işi elinde tutması ve işinde ilerleme beklentisi, kabul edilmiş fiziksel veya zihinsel bir özür sonucu önemli ölçüde azalmış olan bireyi ifade edeceği belirtilmiştir. 5378 sayılı Özürlüler ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun (R.G., T.07.07.2005, S.25868) m.3/a’da, özürlünün “Doğuştan veya sonradan herhangi bir nedenle bedensel, zihinsel, ruhsal, duyusal ve sosyal yeteneklerini çeşitli derecelerde kaybetmesi nedeniyle toplumsal yaşama uyum sağlama ve günlük gereksinimlerini karşılama güçlükleri olan ve korunma, bakım, rehabilitasyon, danışmanlık ve destek hizmetlerine ihtiyaç duyan kişiyi” ifade edeceği belirtilmiştir.

Özürlü kişiler uygun rehabilitasyon programlarına katılmak suretiyle çalışma hayatında verimli olarak çalışabilir duruma getirilebilir. Özürlü kişilerin çalıştırılması bakımından dikkat edilmesi gereken konu, uygun işe yerleştirilmeleridir. Çalışma ortam koşullarının özürlülere uygun hale getirilmesi ve özürlülerin istihdamlarını artırıcı önlemlerin alınması toplumsal gelişmişlik süreci açısından önemlidir. Ancak ortopedik özürlü olmak veya duyu organları bakımından sakatlık olması da kazalara yatkınlığı arttırıcı bir öğedir ve sakatlar bu açıdan çalışma hayatı bakımından risk grubu oluşturmaktadır.

Türkiye’de, toplam nüfusun %12.29’unu özürlüler oluşturmaktadır. Bu kişilerin toplumdan dışlanmak yerine topluma kazandırılması, çağdaş sosyal politikaların konusunu oluşturmaktadır. Özürlülerin toplumsal hayata katılma yollarından biri de, istihdam edilerek çalışma hayatında yer almalarının sağlanmasıdır. Bu şekilde, başkalarına bağımlı olmak yerine kendilerine bakabilecek geliri elde edebileceklerdir. Ayrıca, kendilerini üretken, verimli, topluma ve ekonomiye katkısı olan kişiler olarak değerlendireceklerdir.

Tablo 1. Özürlülük Oranı

A. Toplam B. Erkek C. Kadın %

Toplam Özürlü Nüfus

Ortopedik, Görme, İşitme, Dil ve Konuşma ve Zihinsel Özürlü Nüfus

Süreğen Hastalığa Sahip Olan Nüfus[1]

A

B

C

A

B

C

A

B

C

Türkiye

12.29

11.10

13.45

2.58

3.05

2.12

9.70

8.05

11.33

Yaş Grubu

0-9

4.15

4.69

3.56

1.54

1.70

1.37

2.60

2.98

2.20

10-19

4.63

4.98

4.28

1.96

2.26

1.65

2.67

2.72

2.63

20-29

7.30

7.59

7.04

2.50

3.34

1.74

4.80

4.24

5.30

30-39

11.44

10.43

12.42

2.56

3.18

1.95

8.89

7.26

10.46

40-49

18.07

15.15

21.08

2.65

3.29

1.99

15.43

11.86

19.09

50-59

27.67

22.56

32.67

3.23

3.73

2.74

24.44

18.83

29.94

60-69

36.96

31.60

42.02

5.14

5.65

4.65

31.82

25.95

37.37

70 +

43.99

39.77

47.77

7.89

8.45

7.38

36.10

31.32

40.49

Bilinmeyen

11.68

6.30

14.17

0.43

0.53

0.25

11.33

5.77

14.09

Yerleşim Yeri

Kent

12.70

11.38

13.99

2.20

2.60

1.81

10.49

8.78

12.18

Kır

11.67

10.69

12.63

3.16

3.74

2.59

8.50

6.95

10.04

Kaynak: Türkiye…, 2004; s.6.

Tablo 1’e göre Türkiye’de, özürlü nüfusun toplam nüfus içindeki payı %12.29’dur. Bu oranın, %2.58’i ortopedik, görme, işitme, dil ve konuşma ve zihinsel özürlü nüfustan, %9.70’i ise süreğen hastalığa sahip nüfustan meydana gelmektedir.

Tablo 2. İşgücü Durumuna Göre Özürlü Nüfus

(15 > = yaş)

A. Toplam B. Erkek C. Kadın

İşgücü

Toplam Nüfus

Toplam

İstihdam

İşsiz

İşgücünde Olmayan

A

B

C

B

C

B

C

B

C

B

C

Toplam

1.437.124

845.373

591.751

272.345

39.719

232.667

31.164

39.678

8.555

573.028

552.032

Kent

724.006

425.754

298.252

158.943

26.474

133.144

19.968

25.799

6.506

266.811

271.778

Kır

713.118

419.619

293.499

113.402

13.245

99.523

11.196

13.879

2.049

306.217

280.253

Kaynak: Türkiye…, 2004; s.45.

Tablo 2’de yer alan verilere göre, 1.437.124 olan özürlü nüfusun 263.861’ni istihdam edilirken, 48.233’ni işsizdir. Toplam özürlü nüfusun 1.125.060’ni de işgücünde değildir. İşgücünde bulunan istihdam edilen özürlü nüfusun 153.112’si kentte, 110.719’u kırda bulunmaktadır. İşgücünde bulunan işsiz özürlü nüfusun 32.305’i kentte, 15.928’i kırdadır. İşgücünde bulunan özürlü nüfus içinde istihdam edilenlerin 232.667’si erkek, 31.164’ü kadındır. İşgücünde bulunan özürlü nüfus içinde 39.678 erkek işsiz, 8.555 kadın işsiz bulunmaktadır.

Tablo 3. İşgücü Durumuna Göre Özürlü Nüfus Oranı

(15>= yaş) %

İşgücüne Katılma Oranı

İşsizlik Oranı

İşgücüne Dahil Olamayan Nüfus Oranı

Ortopedik, Görme, İşitme, Dil ve Konuşma ve Zihinsel Özürlü Nüfus

Türkiye

21.71

15.46

78.29

Yerleşim Yeri

Kent

25.61

17.43

74.39

Kır

17.76

12.58

82.24

Cinsiyet

Erkek

32.22

14.57

67.78

Kadın

6.71

21.54

93.29

Süreğen Hastalığa Sahip Olan Nüfus

Türkiye

22.87

10.77

77.13

Yerleşim Yeri

Kent

23.08

12.72

76.92

Kır

22.48

7.08

77.52

Cinsiyet

Erkek

46.58

10.28

53.42

Kadın

7.21

12.84

92.79

Kaynak: Türkiye…, 2004; s.15.

Tablo 3’e göre, işgücüne katılım oranı ortopedik, görme, işitme, dil ve konuşma ve zihinsel özürlü nüfus içinde %21.71, süreğen hastalığa sahip olanlarda ise %22.87’dir. Ortopedik, görme, işitme, dil ve konuşma ve zihinsel özürlü nüfusun kentte işgücüne katılma oranı kentte %25.61, kırda %17.76’dır. Süreğen hastalığa sahip olan özürlü nüfus içinde ise, kentte işgücüne katılma oranı %23.08 iken, kırda %22.48’dir.

Tablo 6. 2004 Yılında Özürlülere İlişkin Sayısal Veriler

Özürlü İstihdam Etmek Zorunda Olan İşyeri Sayısı

Halen Çalışan Özürlü Sayısı

Kontenjan Fazlası Olarak Çalışan Özürlü Sayısı

Kamu

Özel

Toplam

Kamu

Özel

Toplam

Kamu

Özel

Toplam

TOPLAM

1.674

10.145

11.819

15.193

39.022

54.215

1.104

1.164

2.268

Kaynak: http://www.iskur.gov.tr/mydocu/istatistikbultenleri/istatistik/istatistikbulteni.html (25.10.2005).

Tablo 6’ya göre, 2004 yılında özürlü istihdam etmek zorunda olan işyeri sayısı ve halen çalıştırılan özürlü sayısı itibarıyla rakamlar özel sektörde daha yüksektir.

Türkiye’de, toplam nüfusun %12.29’unu özürlüler meydana getirmektedir. Bu kişilerin, mutlaka topluma kazandırılması, toplumla bütünleşmelerinin sağlanması gereklidir. Bu kapsamda, özürlülerin istihdam edilmesi önem taşıyan bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak, özürlü nüfusun bir kısmı istihdam edilirken, bir kısmı istihdam edilememektedir. Özürlülerin istihdam edilmeleri konusunda çeşitli yöntemlerden yararlanılması mümkün olmakla birlikte, Türkiye’de esas itibarıyla kota yöntemi uygulanmaktadır. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunda kota yöntemiyle özürlülerin istihdamına yönelik düzenlemeye yer verilmişken, bu yükümlülüğe uymamanın yaptırımının düzenlenmemiş olması büyük bir eksikliktir ve hükmün uygulanma şansını azaltmaktadır. Özürlülerin istihdam edilmelerinin ekonomik zorunluluğu yanında sosyal zorunluluğu da bulunmaktadır.

Türkiye’de, istihdam edilmek için sıra bekleyen özürlü sayısı ile boş kontenjanlar karşılaştırıldığında, tüm kontenjanlar doldurulsa bile sıra bekleyen özürlülerin hepsinin istihdam edilebilmesinin mümkün olmadığı görülmektedir. Özürlü çalıştıracak olan işverenin, işyerini özürlülerin istihdamına uygun hale getirmesi için yapması gerekli olan harcamaların tamamı ya da bir kısmının devlet tarafından karşılanması, bu kapsamda işverenlere teknik yardım yapılması ve araç-gereç sağlanması, özürlü istihdam eden işverenlere belirli oranda vergi indirimi uygulanması, çalıştırılan özürlünün ücretinin tamamının ya da bir kısmının devlet tarafından karşılanması gibi yollarla işverenler özürlü istihdam etmeleri için teşvik edilebilirler. Bunun dışında, belirli işlerin özürlülere tahsis edilmesi, özürlülerin kendi işlerini kurmalarının teşvik edilmesi gibi önlemlerden de yararlanılabilir.

Nüfusun belirli bir oranını oluşturan özürlülerin, özel ve temel eğitim hizmetlerinden, tıbbi ve mesleki rehabilitasyon hizmetlerinden yararlanmaları büyük önem taşımaktadır. Bu eğitim ve rehabilitasyon hizmetlerinin, özürlülerin istihdamı açısından büyük kolaylık sağlayacaktır. Özürlülerin istihdamı konusundaki engellerden biri de, toplumda, işverenlerde, işyerlerinde çalışan özürlü olmayan çalışanlarda bulunan ve pek de doğru olmayan önyargılardır. Bu önyargıların, ortadan kaldırılabilmesi için radyo, televizyon, basılı yayın gibi araçlardan yararlanılmalı ve herkesin bu konuda bilinçlenmesini sağlayacak çalışmalar yapılmalıdır.

Devletin sosyal devlet olma olgusundan hareketle yasal düzenlemelerle kamu yararı amacıyla çalışma ilişkilerindeki iş sözleşmesi serbestisine müdahale ettiğini görmekteyiz. İş sözleşmesi serbestisini sınırlayan, yani zorunlu istihdamın uygulamasını gerektiren hususlardan biri de özürlü işçi istihdamıdır. Bakanlar Kurulu’nun 2005/9077 sayılı kararı uyarınca 2006 yılı için uygulanan özürlü çalıştırma oranı özel işyerleri için yüzde 3, kamu işyerleri için ise yüzde 4’tür. 2007 yılı için henüz özürlü çalıştırma oranları belirlenmemiştir. Bu durumda 2006 yılı için belirlenen oranlar yürürlüktedir.

Özürlü işçi istihdam etme zorunluluğu aynı il sınırları içerisinde 50 ve 50’nin üzerinde (tarım işkolu için 51 ve üzerinde) işçi istihdam eden işverenlere getirilmiş olan bir yükümlülüktür. Aynı il sınırları içinde birden fazla işyeri bulunan işverenin bu kapsamda çalıştırmakla yükümlü olduğu işçi sayısı, toplam işçi sayısına göre hesaplanır. Yer altı ve su altı işlerinde özürlü işçi çalıştırılması yasaklanmıştır. 4857 sayılı İş Kanunu çalıştırılacak işçi sayısının tespitinde belirsiz ve belirli süreli iş sözleşmesine göre çalıştırılan işçilerle kısmi süreli iş sözleşmesine göre çalışanların esas alınacağını öngörmüştür. Kısmi süreli iş sözleşmesine göre çalışanların çalışma süreleri tam süreli çalışmaya dönüştürülerek hesaplanır. Oranların hesaplanmasında yarıma kadar kesirler dikkate alınmaz, yarım ve daha fazla olanlar tama dönüştürülür. İşverenler çalıştırmakla yükümlü oldukları işçileri Türkiye İş Kurumu aracılığıyla temin ederler ya da kendileri bulup kuruma tescil ettirirler.

4857 sayılı Kanun’un 30. maddesindeki hükümlere aykırı olarak özürlü çalıştırmayan işveren veya işveren vekiline çalıştırmadığı her özürlü ve her ay için aynı yasanın 101. maddesi gereğince 2007 yılı için 1.266 YTL para cezası Türkiye İş Kurumu il müdürlüklerince uygulanır. Söz konusu idari para cezası her yıl 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’na göre yeniden değerleme oranında artırılmaktadır.

– Genç İşçiler

Sanayi devriminden sonraki dönemde çocuklar ve gençler de çalışma görülmeye başlamıştır. Ancak çalışma hayatı içinde özellikle çocukların olmaması gerekir. çocuklar ve gençler için uygun olamayan bu ortamdan olumsuz yönde etkilenmişlerdir. Çocuklar ve gençler çalışma hayatı için riskli bir grup oluşturmuşlardır. Bunun sonucu olarak çocuk ve gençlerin çalışma hayatında korunmaları gereği üzerinde durulmuştur. Aslında amaç çocuk çalışanların olmaması olmalıdır. Ancak bir çok yasal düzenlemeye ramen hala çocukları çalışma haytının içinde görüyoruz. Günümüzde pek çok ülkede çalışabilir en küçük yaş Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO; International Labor Organization) de önerisi doğrultusunda 15 yaş olarak benimsenmiştir. Bununla birlikte çalışma hayatına başlamak için esas yaş sınırı 18 yaştır. Bu durumda 15 yaşını doldurmuş ama 18 yaşına gelmemiş kişilerden oluşan bir grup belirmiştir. Bu grupta yer alanlar “genç çalışan” olarak adlandırılmış ve çalışma hayatı ile ilgili mevzuatta bu gruba özel yer verilmiştir. 15 yaşından küçük çocukların çalıştırılması yasaktır. 15-18 yaş arasındaki kişiler genç çalışanlar olarak adlandırılır.

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO; International Labor Organization) kayıtlarına göre dünyada 5-17 yaş arasında 1.5 milyarın üzerindeki çocuk ve gençten 350 milyondan biraz fazlası (%23) ekonomik etkinlik içindedir, yani çalışma hayatındadır. Bu sayının 211 milyonu 5 ile 14 yaşlar arasındadır, 73 milyonu ise 10 yaşından küçük olan çocuklardır. Çalışma hayatındaki çocuklar ve gençlerin çoğunluğu tarım alanında çalışmaktadır. Gelişmiş ülkelerde bu yaş grubundaki kişilerin %2 kadarı çalışma hayatında iken gelişmekte olan ülkelerde bu oran %20 ile %30 arasındadr. Türkiye’de ise bu oran %5 dolayındadır. Ancak bu yaş grubunda çalışanlar genellikle kayıt dışı oldukları için gerçek oranı bilemeyiz. Dünyada 5-17 yaş arasında 350 milyon çalışan vardır. Bunların 73 milyonu 10 yaşından küçük çocuklardır.

Ekonomik gücü yeterli olmayan ailelerin değilse çocukları ve gençleri aile ekonomisine katkıda bulunmak için çalışma hayatına katılmaktadırlar.

Temel eğitim süresinin 5-6 yıl olduğu toplumlarda 12-13 yaşında zorunlu temel eğitimini tamamlayan bir çocuk, meslek öğrenmek amacı ile çalışma hayatına yönelmektedir. Çocuk sayısının fazla olması da çocukların çalışma hayatına yönelmesi bakımından belirleyici olmaktadır.

Kural olarak çocuklar ve gençler ağır ve tehlikeli olan işlerde çalıştırılmamalıdır. Ancak bazen çocuklar ve gençlerin çalışma koşulları oldukça ağır olabilmektedir. Çalışma koşullarının ağır olması genellikle çalışma süresinin uzun olması ve dinlenmeye yeteri kadar zaman ayrılamaması nedeniyledir. Bu durum çocukların ve gençlerin eğitim olanaklarını kısıtlamakta ve sosyal yaşamlarını olumsuz yönde etkilemektedir. Gelişmekte olan ülkelerde erkek çocuklar daha çok ev dışı işleri (çobanlık, taşıma işleri, ürün toplama, büyüklere yardım vs.) yaparken, kız çocuklar ev içinde (kendinden küçük bebek ve çocukların bakımı, ev temizliği, yemek ve ortalık işleri vs.) anneye yardım ederler. Bazı bölgelerde çocukların sezonluk kiralanması şeklinde çalıştırılmaları da söz konusudur. Kentlerde çocuk ve gençler sokak satıcılığı, pazarcılık, taşımacılık gibi işlerde çalışabildiği gibi sanayi alanında da küçük işletmelerde çalışmaktadır. Çoğunlukla çalışan çocuk ve gençlerin herhangi sosyal güvenceleri de yoktur.

Çalışma ortamında işin yürütümü sırasında çeşitli tehlikeler bütün çalışanlar için söz konusu olmakla birlikte çocuklar ve gençler çalışma hayatı bakımından özel bir risk grubu oluşturur.

Başlıca nedenleri::

1.Çocukların eğitim gereksinmesi vardır.

2.Çocukların emeği ucuzdur.

3.İşyerindeki düzenlemeler yetişkinler için yapılmıştır.

4.Gençlerin fizik güçleri yetişkine göre daha azdır.

5.Gençlerin zihinsel gelişmesi tamamlanmamıştır, soyut düşünme kavramı yerleşmemiştir.

6.Gençler çalışma hayatı bakımından deneyimsizdir.

7.Gençlerde risk bilinci tam olarak gelişmemiştir.

8.Aynı ortamda çalışırken gençler yetişkinlere göre daha fazla etkilenirler.

9.Gençler oyun oynama hevesindedir

10.Gençler meraklıdır.

11.Gençler çalışma hayatında horlanır.

12.Gençler işyerinde asıl işi yapmaz, önemsiz işleri yaparlar.

Genç çalışanların özel bir risk grubu olmaları, çalışma hayatı ile ilgili iş kazası kayıtlarında net şekilde görülmektedir. İş kazası sıklığı genç çalışanlarda bütün yaşlardaki iş kazası sıklığının iki katı dolayındadır. Türkiye’de 2005 yılında bütün yaşlarda 100 işçinin 1.07’si iş kazası geçirirken, genç yaş grubundaki (15-17) 49754 çalışanın 1002 (%2.0) tanesi iş kazası geçirmiştir.

Çocukların ve gençlerin çalışmalarının asıl nedeninin ekonomik zorluklar olduğu saptanmıştır. Yönetim temelde yatan ekonomik sorunları çözmek ve bazı hukuksal düzenlemeler yapmak için gayret içinde olmalıdır. Çocuklar öteden beri risk grubu olarak bilindiği için iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili ulusal ve uluslararası hukuksal düzenlemeler, çocukların korunmasına yönelik düzenlemeler şeklinde başlamıştır.

Uluslararası Çalışma Örgütü’nün ilk sözleşmeleri de çocukların korunmasını amaçlayan düzenlemeler şeklindedir. Almış olduğu 6 karardan iki tanesi çocukların çalışma hayatında korunması konusundadır (Convention No. 5: Convention Fixing the Minimum Age for Admission of Children to Industrial Employment, 29 Ekim 1919 ve Convention No. 6: Convention concerning the Night Work of Young Persons Employed in Industry, 29 Ekim 1919).

Uluslararası Çalışma Örgütü 1973 yılında kabul ettiği bir başka sözleşme ile (Convention No. 138: Minimum Age for Employment) en küçük çalışma yaşının 15’ten az olmamak koşulu ile her ülke tarafından kendi koşullarına uygun olarak belirlenmesine işaret etmiştir. Ülkemizde Cumhuriyet döneminde İş Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden önceki zamanlarda çalışma hayatını düzenleyen Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nda en küçük çalışma yaşı ve çocukların çalıştırılmasının kısıtlandığı iş türleri ile çalışma koşulları belirtilmiştir. Günümüzde çocuk ve gençlerin çalışma hayatında korunması konusu Anayasa’dan başlayarak çeşitli hukuksal düzenlemelerde yer almaktadır. Anayasa’mızın 50. maddesi “kimsenin yaşına cinsiyetine ve gücüne uygun olmayan işlerde çalıştırılamayacağı” hükmünü içermektedir. Bu madde İş Kanunu’nda “en küçük çalışma yaşı” ile “ağır ve tehlikeli işlerde çalışma” konularındaki maddeler şeklinde yer almıştır. Söz konusu kanunun 71. maddesi en küçük çalışma yaşını 15 yaş olarak belirtmekte

Çocuk ve Genç İşçilerin Çalıştırılma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik 2004 yılında çıkarılmış olup, çocuk ve gençlerin çalışma hayatında korunması konusunda ayrıntılı hükümler içermektedir. Bu yönetmelikte çocukların günlük ve haftalık çalışma süresi 7 saat ve 35 saat ile sınırlandırılmakta, (15 yaşından büyükler için günde 8 ve haftada 40 saate kadar artırılabilir), günlük ve haftalık dinlenme süreleri ile yıllık izin süreleri belirtilmekte, genç çalışanların işe başlamadan önce eğitim almaları ve bu konularla ilgili ailelere yönelik olarak da eğitim yapılması, bu kişilerin çalışma hayatındaki sorunlarının ortaya konması ve çözüm yolları konularında araştırmalar yapılması gibi özellikler belirtilmekte ve gençlerin çalıştırılabileceği ve çalıştırılamayacağı işler listeler halinde belirtilmektedir. Yönetmeliğe göre genç işçilerin çalıştırılabilecekleri işler olarak çeşitli işler sıralanmıştır. Bunlar arasında meyve ve sebze konserveciliği, sirke, turşu, salça, reçel, marmelat, meyve ve sebze suları imalatı işleri, meyve ve sebze kurutmacılığı ve işlenmesi işleri, helva, bulama, ağda, pekmez imalatı işleri, kasaplarda yardımcı işler, küçükbaş hayvan besiciliğinde yardımcı işler, süpürge ve fırça imalatı işleri, ilaçlama ve gübreleme hariç çiçek yetiştirme işleri, içkili yerler ve aşçılık hizmetleri hariç olmak üzere hizmet sektöründeki işler, pamuk, keten, yün, ipek ve benzerleriyle bunların döküntülerinin hallaç, tarak ve kolalama tezgahlarından ve boyama ile ilgili işlemlerden bölme ile ayrılmış ve fenni iklim ve aspirasyon tesisatı olan iplikhane ve dokuma hazırlama işleri sayılabilir.

Bütün önlemlere ve konulan kurallara rağmen bütün dünyada çocuk ve gençler çalıştırılmaktadır. Çocuk ve gençlerin çalıştırılmalarının önüne geçebilmek için Ulsulararası Çalışma Örgütü’nün de yönlendirmesi ile 1992 yılında uygulanmasına başlanan “Çocuk İşçiliğinin Sona Erdirilmesi Uluslararası Programı”dır (International Programme on Elimination of Child Labour, IPEC). Bu program çerçevesinde, Türkiye’nin de dahil olduğu 6 ülkede (Türkiye, Brezilya, Endonezya, Hindistan, Kenya ve Tayland) çocuk çalıştırılmasının sosyal ve ekonomik nedenleri ile konunun sağlık boyutlarını inceleyen çok sayıda çalışma, araştırma, eğitim etkinlikleri yapılmıştır. Bu konuda ülkemizde Milli Eğitim Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve bağlı kuruluşları başta olmak üzere işçi ve işveren sendikaları, belediyeler, üniversiteler, çeşitli dernek ve vakıfların çabaları olmuştur. Programın uygulanması 1996 yılında 19 ülkeye yaygınlaştırılmıştır. Bütün bu çabalarla, zaman içinde çocuk çalıştırılmasının önüne geçilmesi hedeflenmektedir.

– Yaşlı İşçiler:

Dünya sağlık örgütüne göre; 45-59 yaş arası orta yaş, 60-74 yaş arası yaşlılık, 75-89 yaş arası ileri yaşlılık, 90 ve üzeri yaşlar ihtiyarlık olarak tanımlanmaktadır.

Demografik anlamda 65 yaşın üzerindeki kişiler yaşlı olarak kabul edilmesine karşın çalışma hayatı açısından ele alındığında 50-55 yaşın üzerindekiler yaşlı olarak kabul edilir. 60 ve üzeri yaşlıların sayısı 1950’de 200 milyon iken, 1982 yılında 400 milyona yükselmiştir. Bu sayının 2001 yılında 600 milyona, 2025 yılında ise 1,2 milyara ulaşacağı ve 2025 yılına gelindiğinde bu kişilerin yüzde 70’inin günümüzün gelişmekte olan ülkelerinde yaşayacağı tahmin edilmektedir. 80 yaş ve üzerindeki yaşlıların sayısındaki artış daha da çarpıcıdır. 1950’de 13 milyon olan bu sayı, günümüzde 50 milyonu aşmıştır ve 2025’de 137 milyona ulaşacağı tahmin edilmektedir.

İlerleyen yaşla birlikte insan organizmasında çeşitli biyolojik değişiklikler meydana gelir. Bu değişiklikler bir düzeye kadar “fizyolojik sınırlar içinde” olarak kabul edilir ve hastalık olarak nitelenmez. Bu değişiklikler insanların toplumsal yaşamda yer almaları ve toplumsal yaşamdaki rolleri bakımından önem taşımaktadır. Bunlara paralel olarak da yaşlılığın algılanması ve yaşlılık tanımı değişik şekillerde olabilir. Demografik ve hukuksal anlamda yaşlılık terimi, 65 ve üzerindeki yaşlar için kullanılmaktadır. Öte yandan sosyal olarak yaşlılık, kişinin toplumsal etkinliklere katılımı ile ilgilidir. Ekonomik olarak ise yaşlının ekonomik getirisinin olması ve bu alandaki rolü önem kazanmaktadır. Sağlık boyutu olarak, yaşlının sağlık sorunu olup olmaması ve var olan sağlık sorunları ile birlikte yaşamda aktif olarak yer alması dikkate alınmalıdır.

Yaşlılık çalışma hayatı için hem olumlu hem de olumsuz yönlere sahiptir. Yapılan bir çok çalışmada yaşlıların daha az iş kazasına uğradığını göstermiştir. Daha çok sırt yaralanmalarının fazla olduğu bildirilmiştir. Devamsızlığın daha az ancak daha uzun sürdüğü yavaş çalıştıkları ve çabuk karar veremedikleri gösterilmiştir.

Yaşlı İşçiler hakkında 162 No’lu UÇÖ Tavsiye Kararı, 3-10. Yaşlı Kişilerin Ekonomik, Sosyal Ve Kültürel Hakları ile ilgili Çalışma hayatıyla ilgili hakları Sözleşmenin 6. Maddesi, taraf Devletleri, herkesin kendi seçtiği ve girdiği bir işte çalışarak geçimini sağlama imkanı hakkını korumak için gerekli tedbirleri almakla yükümlü kılmaktadır. Bu bağlamda, Komite, emeklilik yaşına gelmemiş olan yaşlı işçilerin, genellikle iş bulmakta ve bir işte kalmakta sorun yaşadıklarını göz önünde bulundurarak, istihdamda ve çalışma hayatında yaş temelinde bir ayrımcılığın yapılmasını engellemeye yönelik tedbirlerin alınması gerektiğini vurgular.

Adil ve elverişli şartlarda çalışma hakkı” (Sözleşme, 7. Madde), yaşlı işçilerin emekliliklerine kadar güvenli çalışma koşullarından yararlanmaları açısından özel bir önem taşımaktadır. Yaşlı işçilerin, özellikle deneyimlerinden ve bilgi birikimlerinden en iyi biçimde yararlanılması sağlanacak biçimde istihdam edilmesi arzu edilir bir haldir.

Emeklilik öncesindeki yıllarda, yaşlı işçilerin yeni durumlarına uyum sağlamak üzere hazırlanmaları için, temsil yapısına sahip işveren örgütleri, işçi sendikaları ve ilgili diğer yapıların katımıyla emeklilik hazırlık programları uygulanmalıdır. Bu programlar, yaşlı işçilere özellikle şu konularda bilgi sağlamalıdır: emekli olarak hak ve yükümlülükleri; bir mesleki faaliyeti sürdürmeye ya da gönüllü bir çalışma üstlenmeye ilişkin olanaklar ve bunların koşulları; yaşlanmanın neden olduğu olumsuz etkilerle mücadele yolları; yetişkin eğitimi ve kültürel faaliyetlere ilişkin olanaklar; ve boş zaman kullanımı.

-Göçmen çalışanlar:

Yakın insanlık tarihinde iki “büyük göç”e raslandı; 19. yüzyılda Amerika’ya göç ve 20. yüzyılda az gelişmiş ülkelerden Avrupa’ya göç. Bu iki göç’ün karşılaştırılmasında ilginç sonuçlar çıkarılabilir. İkinci Büyük Göç’ün asıl nedenleri ekonomiktir. Bu nedenler şöylece özetlenebilir:

Göçmen işçi akımının yakın gelecekte duraklayacağı yolundaki kuşkular -hiç olmazsa şimdilik-yersizdir. Çünkü artık-değerden faydalanma bu işçileri kabul eden ülkelerde millî ekonominin önemli unsurlarından biri haline geldi.

a- Artık-değer kavramı yabancı işçi açısından daha açık biçimde kendini gösterir. Yabancı işçi kullanma isteğinin kökeninde artık-değerden işverenin daha fazla istifade edebildiği gerçeği yatar. İşverenin sağlık, işgüvenliği ve benzeri yükümlülüklerinde tasarrufa gittiği, hiçbir siyasal hakkı, işten çıkarılmada güvencesi olmayan yabancı işçinin “hak arama özgürlüğü”nün bulunmadığı düşünülürse, insan hakları açısından konunun önemi daha iyi anlaşılır.

b- Göçmen işçi, çalıştıkları ülkede işsizliği artıtırmakta mıdır? Konuyu inceleyemeyenler bu soruyu olumlu yanıtlarlar. Gerçek şudur; yabancı işçi kabul eden ülkede bazı ağır veya itibarsız işleri o memleketin kendi işçileri yapmak istememektedirler ve daha ziyade mesleki yetişim isteyen hizmetlerde “vasıflı işçi” olarak çalışmak istemektedirler. Fakat bir kesim insanlann üst düzeyde kalabilmeleri için bir kesim insanın kullanılmasının insan hakları açısından izahı nasıl yapılapılacaktır ?

c- Az veya çok vasıflı işçi kullanan işyerlerini kapsayan ülkeler, işçinin bu vasfı kazanması masraflarına katılmadan onlardan istifade edebilmektedir.

Bütün göçmen işçilerin ve aile üyelerinin haklarının korunmasının izlenilmesiBütün Göçmen İşçilerin ve Aile Üyelerinin Haklarının Korunması Komitesi, Bütün Göçmen İşçilerin ve Aile Üyelerinin Haklarının Korunması Üzerine Uluslararası Sözleşmesinin üye devletlerce uygulanmasını izleyen bağımsız uzmanlardan oluşan bir organdır. Sözleşmenin en yeni organı olan bu Komite ilk toplantısını Mart 2004 te gerçekleştirmiştir.

Sözleşmeye üye bütün imzacı ülkeler hakların nasıl uygulandığına dair düzenli raporlarını Komiteye sunmakla yükümlüdürler. Devletler Sözleşmeye taraf olduktan bir yıl sonra başlangıç raporunu ve bundan sonrada her beş yılda bir raporlarını sunmak zorundadırlar. Komite her raporu inceler ve ilgili üye devlete kaygılarını ve tavsiyelerini “nihai izlenimler” şeklinde dile getirir.

Sözleşmenin 77 maddesine göre 10 tane imzacı ülkenin ilgili başvuru yolunu kabul etmelerinden dolayı Komite belli şartlar altında aynı zamanda Sözleşmenin kendilerine tanıdığı hakların ihlal edildiğine dair bireysel başvuruları inceleyebilir ve bireysel tebliğleri alabilir.

Komite Cenevre de ve normalde yılda bir defa toplanır.

– Kaynaklar:

1. Gökbayrak Ş. Küçük ve Orta Ölçekli İşletmelerde Risk Gruplarına Yönelik Sosyal Politikalar. Çalışma Bakanlığı’nın II.Uluslararası “İş Sağlığı ve Güvenliği” Bölgesel Konferansı (9-11 Ekim 2002, Ankara)

2. Taşyürek,M ve Fişek,A.G, Çocuk Çalıştıran İşyerlerinde Çalışma Koşulları Üzerine Bir Araştırma, Çalışma Ortamı, Eylül-Ekim 1995, Sayı:22,s:16.

3. Akbulut T, İşçi Sağlığı Prensip ve Uygulamaları, Genişletilmiş İkinci Baskı, Sistem Yayınları,İstanbul,1994.

4. İşyeri Hekimliği Ders Notları, Türk Tapipleri Birliği Yayını, Birinci Basım,Ankara,1996.

5. Fişek A.Gürhan, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliğinin Temel İlkeleri,

6. Kurppa,K ; ve Riala Ritta, “The Workplace Survey as part of workplace risk assessment”, Asian-Pasific Newsletter on Occupational Health and Safety, Vol:8, No:1, 2001, p:4-7.

7. Fişek, Nusret H, Halk Sağlığına Giriş, Hacettepe Üniversitesi-Dünya Sağlık Örgütü Hizmet Araştırma ve Araştırıcı Yetiştirme Merkezi Yayını No:2, Ankara,1985.

8.Sosyal Sigortalar Kurumu, 2000 Yılı Çalışma Raporu.

9. Taşyürek,M ve Fişek,A.G, “Çocuk Çalıştıran İşyerlerinde Çalışma Koşulları Üzerine Bir Araştırma”, Çalışma Ortamı, Eylül-Ekim 1995, Sayı:22,s:15-23.

10. Fişek, A.G, “Küçük Sanayi Sitelerinde İşçi Sağlığı İş Güvenliği Birimi: Fişek Modeli”, Çalışma Ortamı Eylül- Ekim 1995 Sayı:22, s:5-14.

11. Gökbayrak Ş. Çalışan Kadınlar ve Üreme Sağlığı Üzerindeki Riskler. Çalışma Ortamı Dergisi, Sayı : 72 Yıl : Ocak Şubat 2004.

12. Standing, G., (1999), Global feminization through flexible labour: A theme revisited, World Development, Vol:27, No:3, pp:583-602.

13. Elson, D., (1999), “Labor Market as Gendered Institutions: Equality, Efficiency and Empowerment Issues”, World Development, Vol:27, No:3, p:611-613.

14. Figa, Irene, “Reproductive Health and Occupational Hazards Among Women Workers”,Women and Occupational Health, WHO , Geneva, 1999,60-68.

15. ILO, Male and Female Reproductive Health Hazards in The Workplace, Bureau for workers activities,International Labour Office,1996.

16. Kane, Penny, “Women and work in a changing environment”, Women and Occupational Health, WHO , Geneva, 1999,p:1-7

17. A.D Mc. Donald vd., ” Prematurity and work in pregnacy “, British Journal Of Industrial Medicine, Vol:45, No:1, 1988, p:56-62.

18 Fişek, A. Gürhan, Risk Grupları Ve Mesleksel Toksikoloji The Second International Symposium on Medical Geolıogy, Nutrition and Cancer ,(March 31-April 03, 2003 Military Cultural Center, Istanbul) Bildiri,

19. 5378 sayılı Özürlüler ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde 3. 3. Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun (R.G., T.07.07.2005, S.25868) m.3/a

20. http://www.iskur.gov.tr/mydocu/istatistikbultenleri/istatistik/istatistikbulteni.html (25.10.2005).

21. Bilir N., Yıldız A.N., Çalışma Hayatında Çocuk, (İş Sağlığı ve Güvenliği içinde,

sayfa 111-126), Hacettepe Üniversitesi Yayını, Ankara, 2004.

22. Bilir N., Yıldız A.N., Çalışan Çocuklar Açısından İş Sağlığı ve Güvenliği,

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Çalışan Çocuklar Bölümü yayını, Ankara,

1997.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir